“Bir oyuncuyken ihtiyaç duyduğum antrenör olmaya çalışıyorum.”

FIVB, iki Olimpiyat gümüş madalyası sahibi eski ABD’li milli voleybolcu ve günümüzde ABD Kadın Milli Takımı’nın yardımcı antrenörlüğünü yapan Tayyiba Haneef-Park ile gerçekleştirdiği röportajda, oyunculuktan antrenörlüğe geçiş sürecini, kadınların voleyboldaki rolünü ve yeni nesle ilham verme hedefini ele aldı.

Seçkin kariyerinde iki Olimpiyat gümüş madalyası da bulunan Tayyiba Haneef-Park, antrenörlüğe geçişin her zaman kolay ve doğrudan bir süreç olmadığını gördü. Ancak bu süreç, sonunda aynı yolu izleyecek başkalarına rehberlik etmesi için bir fırsata dönüştü.

ABD’yi yaklaşık yirmi yıl boyunca temsil eden Haneef-Park, şu anda kadın milli takımında yardımcı antrenör olarak görev yapıyor ve Rob Browning ile birlikte takımın blok ve savunma sistemleri üzerinde çalışıyor. Oyuncuları yalnızca müsabakalara hazırlamakla kalmayan Haneef-Park, sporcuların voleybola yaptıkları katkının sahadan ayrıldıklarında sona ermediğini keşfetmelerine yardımcı olmayı da önemsiyor:

“Antrenörlükte çok fazla kadın yok ve ben Jenny Lang Ping gibi bir antrenöre sahip olduğum için çok şanslıydım. O benim için büyük bir ilham kaynağıydı ve bu da beni ABD’nin antrenörlük yoluna yönelmeye teşvik etti.”

Voleybolun en saygın isimlerinden birinden ilham alan Haneef-Park, antrenörlüğü, bir zamanlar kendisinin yaşadığı geçiş sürecinden geçen sporculara destek olabilmek için bir fırsat olarak gördü. Özellikle de kariyerlerini noktaladıktan sonra sporun içinde nasıl kalabileceklerini düşünen kadınlara yardımcı olmak istedi.

“Bir süredir bu işin içindeyim çünkü yeni neslin gelişimine katkı sağlamak ve oyunculuk kariyerlerini tamamlayan, bundan sonra ne yapacaklarını düşünen kadınlar için bir destek sistemi olmak istiyorum. Hayatımızın çok büyük bir bölümünü voleybol sahasında geçiriyoruz ve emekli olduğunuzda karşınıza ‘Sırada ne var?’ sorusu çıkıyor. Antrenörlük; spora katkı sağlamak, ilham vermek ve yeni nesli motive etmek, aynı zamanda sporun içinde kalmaya devam etmek için bir fırsat sunuyor.”

Haneef-Park’ın zihninin bir köşesinde her zaman antrenörlük olsa da, oyunculuk kariyerini tamamladıktan hemen sonra bu role geçmedi.

“Annem size muhtemelen küçük yaşlardan beri antrenör olmayı planladığımı söylerdi. Ancak oyunculuk kariyerimin hemen ardından bunun gerçekleşmesini beklediğimi sanmıyorum.”

Bunun yerine, voleybola dönmeden önce üst düzey sporun getirdiği yoğunluklardan uzaklaşmak için kendisine zaman tanıdı.

“Her zaman antrenörlük yapmak istedim ancak yüksek seviyede performans gösterebilecek ve paylaşmak istediğim bilgileri uygulayabilecek sporcularla çalışmak istiyordum. Sonunda antrenörlüğe geri döndüm. Bunda yalnızca işin teknik tarafını sevmem değil, insanları motive etme ve onlar üzerinde olumlu bir etki yaratma fırsatına değer vermem de etkili oldu.”

Haneef-Park’a göre antrenörlük, teknik öğretmenin veya istatistikleri analiz etmenin çok daha ötesinde.

“Birçok antrenör istatistiklere veya tekniğe odaklanıyor. Ancak başkalarına ilham veren antrenörlerin de önemli bir rolü var. Umarım tüm bu özellikleri bir araya getirebilirim.”

Bu felsefe, milli takımda her gün yaratmaya çalıştığı ortamı da şekillendiriyor.

“Bir oyuncuyken ihtiyaç duyduğum antrenör olmaya çalışıyorum.”

Haneef-Park, oyunculuk kariyeri boyunca karşılaştığı bazı antrenörlerin, sporcuların saha dışında yaşadıklarını her zaman dikkate almadan sonuçlara büyük ölçüde odaklandığını anlattı.

“Sahip olduğum bazı antrenörler, oyuncuların yaşadığı duyguları, zorlukları veya kişisel koşulları her zaman fark etmeden bağırmaya ve sonuç talep etmeye dayalı bir yaklaşım sergiliyordu.”

Bunun yerine kendi antrenörlük felsefesini, sporcu kadar insanı da anlamak üzerine kurdu.

“Bu davranışların bazılarını unutmak ve bunun yerine beni gerçekten gören, beni dinleyen ve voleybol dışındaki hayatın hem bir insan hem de bir oyuncu olarak beni etkileyebileceğini anlayan antrenörleri örnek almak için çok çalıştım. Yalnızca istatistiklere ve sayılara odaklanmak yerine antrenörlüğe daha insani bir yaklaşım getirmeye çalışıyorum.”

Bu bakış açısı, dünya genelinde antrenörlük kadrolarına katılan kadınların sayısındaki artışı değerlendirme biçimini de etkiliyor.

Haneef-Park, kendisi zaten antrenörlük mesleğinin içinde olduğu için FIVB Kadın Antrenörler Girişimi’nin kendi antrenörlük kararını etkilemediğini belirtti. Ancak girişimin eski oyuncuların sporun içinde kalabilmeleri için daha fazla fırsat oluşturduğuna inanıyor.

“Fark ettiğim şey, kenarda daha fazla tanıdık yüz görmem. Daha önce karşı karşıya geldiğim eski oyuncuların şimdi milli takımlarına liderlik etmeye yardımcı olduklarını ve yeni nesle katkı sağladıklarını görüyorum. Bu girişimin gerçekleştirmeye çalıştığı şeyi gerçekten takdir ediyorum ve umarım daha fazla kadın bu fırsatlardan yararlanır.”

Haneef-Park, erkeklerin ve kadınların antrenörlüğe farklı ancak birbirini tamamlayan değerli bakış açıları getirdiğine inanıyor.

“Cinsiyetin bir takım içerisindeki antrenörlük dinamiklerini etkilediğini düşünüyorum. Bunun olumlu veya olumsuz anlamda olduğunu söylemiyorum; yalnızca bazı oyuncularla benim kurabileceğim bağlantıyı bir erkek antrenör belki kuramayabilir. Aynı zamanda bazı durumlarda bir erkek antrenörün farklı bir duruşu veya liderlik tarzı olabilir ve bazı sporcular buna daha iyi karşılık verebilir. Her iki yaklaşımın da değeri var ve hem erkeklerin hem de kadınların antrenörlükte eşit fırsatları hak ettiğine inanıyorum.”

Antrenörlüğü düşünen kadınlara ise Haneef-Park, spor üzerindeki etkilerini sürdürme fırsatını değerlendirmeleri çağrısında bulunuyor.

“Antrenörlük kariyerini düşünen kadınlara tavsiyem çok basit: Yapın. Bir oyuncu veya toplumunuzda bir lider olarak zaten yarattığınız etkiyi düşünün. Antrenörlük, başkalarını etkilemeye devam etmenin başka bir yolu. Gelecek nesillere yardımcı olmak, sporun gelişimine katkı sağlamak ve genç sporcuların hayatlarında olumlu bir fark yaratmaya devam etmek için bir fırsat.”

Kadın antrenörlerin sayısını artırmayı amaçlayan girişimlerin başarısının, nihayetinde kadınların takımları içerisindeki etkisiyle ölçüleceğine inanıyor.

“Kadın Antrenörler Girişimi’nin başarılı olduğunun en açık göstergelerinden biri, kenarda daha fazla kadın görmek olacak. Ancak sadece antrenörlük kadrosunun üyeleri olarak değil; molalarda, video analizlerinde, rakip analizinde ve karar alma süreçlerinde aktif katkı sağlayan kadınlar olarak.”

“Artık antrenörlük kadrolarına kadınların dahil edilmesi için teşviklerin bulunmasını takdir ediyorum. Ancak kadınların yalnızca kadın oldukları için değil, spora kattıkları değer nedeniyle tercih edildiği bir noktaya ulaşacağımızı umuyorum. Bu gerçekleşirse, voleybolun her alanında kadınların görünürlüğünün ve etkisinin doğal olarak arttığını göreceğiz.”

Haneef-Park, geleceğin antrenörleri için fırsatlar yaratılmasına yardımcı olurken aynı zamanda yeni nesil oyuncuların yetişmesine de katkı sağlıyor.

ABD kadın milli takımının, LA28 Olimpiyat Oyunları’na katılma hakkını elde etmesinin ardından kendine özgü bir gelişim döneminden geçtiğini düşünüyor.

“ABD kadın milli takımı için özel bir dönem olduğunu düşünüyorum. LA28’e katılmayı şimdiden garantilemiş olmamız nedeniyle bir yeniden yapılanma sürecindeyiz. Farklı kadroları deneme, hücum ve savunmada yeni fikirleri test etme ve gelecek için bir yapı oluşturma fırsatımız var.”

Bu çalışmaların sahaya da yansımaya başladığına inanıyor.

“Geçen yıl işler biraz kaotik görünüyordu. Bu yıl ise kusursuz çalışan bir makine gibiyiz ve bence insanlar bunun sonuçlarını görüyor. Sıralamanın üst sıralarındayız, çok daha istikrarlı bir şekilde mücadele ediyoruz ve bunun bir parçası olmak harika bir duygu.”

Voleybolu hem oyuncu hem de antrenör olarak deneyimleyen Haneef-Park, oyunun ne kadar hızlı değişmeye devam ettiğini de yakından gözlemledi.

“Benim oynadığım dönem ile bugünün oyunu arasındaki en büyük farkın hız olduğunu düşünüyorum. Voleybol, gençlerden ve liselerden üniversiteye ve milli takımlara kadar her seviyede daha hızlı hale geliyor. ABD’de daha hızlı hücum sistemleri üzerinde çalışıyoruz ve birçok ülke de aynı şeyi yapıyor; erkek voleyboluna daha yakın bir oyun tarzına doğru ilerliyorlar. Ben oyuncuyken bunu bu kadar fazla görmüyorduk. Dolayısıyla oyunun hızı önemli ölçüde değişti.”

Tüm bu değişimlere rağmen Haneef-Park, mevcut ABD takımını farklı kılan unsurun takım kültürü olduğuna inanıyor.

“İnsanlara bu takım hakkında söyleyeceğim şey, oyuncuların ne kadar mücadele ettiği, ne kadar çok çalıştığı ve birbirlerini ne kadar önemsedikleri olur.”

“Başarılı takımlarda da daha az başarılı takımlarda da bulundum ve bazı takımlarda pozisyonlar için rekabet oldukça bireyseldi. Bu grup farklı. Deneyimli oyuncular, takımda forma için sağlıklı ve saygılı bir şekilde mücadele etmeye devam ederken genç sporcuların gelişmesine yardımcı oluyor. Açık ve dürüst konuşmalara hazırlar, öğrenme ve gelişimlerinin sorumluluğunu üstleniyorlar ve antrenörlerimizin getirdiği sistemleri tamamen benimsiyorlar. Öğrenmeye, oyunu geliştirmeye istekliler ve gerçekten olağanüstü bir kadın grubundan söz ediyoruz.”

Antrenörlük, Haneef-Park için oyunculuk kariyerinin ardından gelen bir sonraki bölüm olmaktan çok daha fazlasına dönüştü. Bu görev, bir zamanlar kendisinin yaşadığı geçiş sürecinde sporculara rehberlik etme ve bir neslin bilgi birikiminin, liderlik anlayışının ve değerlerinin bir sonraki nesle ilham vermeye devam etmesini sağlama fırsatı sunuyor.

Haberi Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir