Yeni yılın tüm voleybol camiasına hayırlı uğurlu olmasını dileyerek başladığımız 2010 yılının ilk yazısında bir efsaneyi son kez selamlamak istiyorum sevgili voleybol severler.
Efsane Burhan Felek’te perde indi
Türk Voleybolunun en büyük mihenk taşı artık aramızda değil. Türkiye Voleybol Federasyonu’nun özellikle yapılaşma ve tesisleşme atağının son hamlesi, efsane Burhan Felek Spor Salonunun yenilenmesi oldu. 1972 yılında hizmete açılarak Türk Voleybol tarihinin doğal kütüğü olan bu emektar salon, nice büyük turnuvalara, maçlara ve güzelliklere ev sahipliği yaptı. Türkiye’de voleybol oynanan tüm salonlara ilham kaynağı oldu. Voleybol ailesinin İstanbul’daki buluşma adresiydi kendine has atmosferi ile. Ve sonunda perde indi, son servisler atıldı. Türkiye Voleybol tarihinin en yeni ve modern salonu olacak yeni tesise bıraktı yerini. Son yıllarda herhangi bir tadilat görmedi, yenilenmedi. Sonuçta çok yıprandı ve yılların yorgunluğuna yenik düştü. Özellikle İstanbul’da yaşamayan ya da yaşı genç olan voleybol severler, bu anlattıklarımızı yadırgayabilirler, sanki yaşayan bir insanın kaybından bahsediyormuşuz gibi. Gerçekten de öyle sevgili dostlar, o bizler için yaşayan bir voleybol efsanesi idi, güle güle.
Son günlerinde yakışmadı!
Bildiğiniz gibi 1. Lig maçları oynanmıyordu yıllardır Burhan Felek’te. Ancak 2. Lig, 3. Lig, Mahalli Lig ve altyapı maçları oynanmaya devam ediyordu. Gerçekte henüz başlanan yıkım aşamasından yaklaşık 10 gün önce salonun giriş kısımları, fuaye ve çatının bir bölümü olduğu gibi söküldü. Bunun sonucunda salonun içerisi ile açık havayı ayıran parça, 2 adet basit alüminyum kapı haline geldi. Özellikle hafta içi akşam oynanan maçlarda gerek oyuncular, gerekse antrenörler, maçlar esnasında adeta dondu. Tüm ısıtma sistemine rağmen içeri sürekli giren soğuk havanın etkisiyle salonun içi, kapalı bir ortamdan ziyade sadece çatısı olan açık hava sahasını andırıyordu. Ayrıca tesisattaki problemlerin çözülmemesinden dolayı duş yapmaya çalışanlar da çeşitli sürprizlerle karşılaştı. Maç programını ayarlayan tertip komitesi, bu durumun farkında olup maçları başka bir salonda oynatmalıydı. Kışın ortasında insanların buz gibi salonda maç oynayarak sağlığını kaybetmesinin sorumluluğunu alacak mı komite, doğrusu insan merak ediyor. Deplasmanlı liglerin devre arasında olduğu o günlerde akşamları boş olan TVF 50.Yıl Salonunda oynanabilirdi bu maçlar. Ya da başka bir salonda. Şimdi bazı aklı evveller alt yapı ve amatör küme maçlarının yeni salonda oynanmadığından bahsedeceklerdir. Bu arkadaşlar geçen hafta ve bu hafta maçlarını kapsayan İstanbul programını incelerse, bu tezin ne denli yanlış olduğunu anlayacaklardır. Ha salon doluydu, büyük takımlar antrenman yapıyordu diyenler varsa, o günlerde orada olduğumu ve salonda kimsenin bulunmadığı hatırlatmak isterim. Tertip komitesinin tek amacı, haftada bir toplanıp maçları listelemek olmamalı, biraz dikkat.
Bayanlar ligi değerlendirmesi
Geçtiğimiz hafta yayımlanan yazımızda Erkekler liginin ilk yarısını değerlendirmiş, Bayanlar ligini ise bu hafta ele alacağımızı belirtmiştik. Ondan da kısaca bahsedelim.
Fenerbahçe Acıbadem: Durmak yok, yola devam. Yarıştığı üç kulvarın da en büyük favorisi konumunda. Pik noktada bir sakatlık yaşamazsa, Türkiye Voleybol tarihinin gelmiş geçmiş en başarılı bayan takımı olabilir.
Eczacıbaşı Zentiva: Tüm yanlışlarına rağmen ikincilikteki yeri sağlam. Ligin kalitesiz oluşu, tüm planlarını FB Acıbademi devirmek üzerine yapmaya imkan veriyor. CEV Cup’ta da yolu açık. Türkiye’de günden güne düşen Bayan voleybolu, Avrupa’da da farklı bir yol izlemiyor neticede.
V. Güneş Sigorta Türk Telekom: Yabancı kontenjanı en çok onları sıkıyor. Avrupa’da rahat ama Türkiye’de düşünceli. Yerli pasör ve pasör çaprazı avantaj olsa da manşet noktasında sıkıntı yaşıyor. Orta oyuncuları kullanmak için de yeterli kontenjanı yok.
Galatasaray: Ligde üst düzey yatırım yapmış dört takımdan biri ancak hala ilk üçün arkasında kalmış gibi görünüyor. Avrupa’da yolu açık olsa da ligde yukarıya tırmanması çok zor.
İller Bankası: Takım genç, ancak çok hırslı. Tecrübesizliği gidermek için gelen yabancılar henüz bekleneni veremedi ama ilk dört için şansı hala var. Mücadeleci oyununu sürdürüp Avrupa yolunu zorlayacak, gerisi hayal.
Beşiktaş: Üçüncü yabancıyı geç de olsa aldı ve gücüne güç kattı. İller Bankası ve Ereğli Belediye ile savaşarak play-off ta yüksek bir nokta tutmaya çalışacak. İki sezondur kazandığı Balkan Kupasının üzerine bir Challenge Cup macerası yaşamak en önemli hedef olacak.
Ereğli Belediye: Taylandlılar ne noktada ise Konya ekibi o noktada. Üç yabancının aynı yerden gelmesi bir anlamda avantaj, ancak Milli takıma gittikleri zaman sıfırlanan bir avantaj.
Karşıyaka DYO: İzmir’in tek temsilcisi, play-off u garantilemek istiyor ve bu noktada şansı hayli yüksek. Taraftar avantajı en büyük artısı ama takımın kimyası hala oturmadı. Çek oyuncu takıma çabuk alışabilirse, play-off daha rahat gelecek.
Nilüfer Belediye: Bursa temsilcisi de play-off kovalayanlardan. Kadrosu bu amaca uygun olsa da çabuk demoralize olan oyuncularıyla işi İzmir ekibinden daha zor. Karşıyaka ve Ankara takımlarıyla evinde oynayacak olması avantaj.
MKE Ankaragücü: Gökçek-Aydın çekişmesi voleybol takımına kadar sirayet etti mi bilinmez ama, Türkiye’nin en köklü kulüplerinden birinin voleybol takımı zor durumda. Kadrosuna baktığınızda bulunduğu yerden çok daha yukarılarda olması gerektiği muhakkak. Taraftar da takımının yanında ama olmayınca olmuyor. Fikstür dezavantajı var, ancak sezon ortasında yaşanan antrenör değişikliği handikap. Play-off zor, zira rakiplerden sadece Yeşilyurt maçı içeride. Ligden düşme riski mevcut.
Yeşilyurt: Taşıma suyla değirmen döndürmeye çalışan genç İstanbul ekibinin ligde tutunması çok zor. Genç takımının yapacağı katkı çok büyük avantaj olsa da kaderini büyüklerin oynayacağı maçlar belirleyecek. İkinci yarının ilk üç haftasında oynayacağı maçlar sonucunda ligdeki durumu, büyük ölçüde netleşecek.
Beylikdüzü: Bir sene 1. Ligde oynamakla yetinecek oyuncuların ne bir vitrin şansı var, ne de kendilerine katkısı. Büyük takımlarda yer bulamayan oyuncuların kiralık olarak gelmesi gereken ilk adresti ancak şu ana kadar buna uyan bir bayan çıkmadı. Şimdiden 2. Lig planlarını yapmaya başlaması, mütevazı semt takımı için en faydalısı olacak.
Gel de kıskanma
Geçtiğimiz Cumartesi oynanan Beşiktaş Cola Turka-Galatasaray Cafe Crown Beko Basketbol Lig maçını televizyondan seyretme fırsatım oldu. Akatlar’da tribünler tıklım tıklım dolu. Seyirci durmadan bağırıyor, takımını ateşliyor. Bu sene gördüğümüz birçok maçta rastlanan bir tablo. Aynı şeyleri Galatasaray’ın kendi evinde oynadığı maçlar için de söyleyebiliriz. Hem de küme düşmemeye oynayan takım için geliyor seyirci. Gelin görün ki, voleybol maçlarına gelmiyor bu taraftarlar. Tamamı değil, yüzde yirmisi gelsin yeter diyoruz ama olmuyor işte, bir türlü rağbet etmiyor taraftar voleybol maçlarına. Salon mu uzak? Ulaşım mı problem? Bilet mi pahalı? Takımın iddiası mı önemli etken? Sebep hiçbiri değil. Sebep yok belki de. Tek sorun voleybolu tabana bir türlü yayamamamız. 3 yaşından itibaren varsa yoksa futbol, basketbol. Voleybol hala çok uzak, hala çok zor. Ekipman lazım, zemin lazım, top lazım, file lazım vsvs… TVF bunları Aroma ile yaptığı işbirliği neticesinde 2000 okula dağıttı ama, rakam çok yetersiz. Zaten bu ekipmanlar Türkiye’de bulunan tüm okullara dağıtılsa bile ilgi aynı paralelde artmayacak. Çünkü voleybolu salonda oynayabilirsiniz ancak. Halbuki okulların hemen hemen tümünde bulunan açık hava sahaları, çoğu zaman basketbol oynamak için ideal konumda. Zemin o kadar da önemli değil, top ağır, yani rüzgar problem teşkil etmez. Potanın filesi olsa da olur, olmasa da. Yağmurda hatta karda bile oynayabilirsiniz bu alanlarda, ama voleybolun şansı yok mevcut şartlarda. Aslında ayrı bir yazı konusu olması gereken bu durum, ülkemiz voleybolunun gelişmesi yolundaki en önemli engel. Galiba şimdilik yapabileceğimiz tek şey, basketbolu ve futbolu biraz daha kıskanmak olacak.
Bu haftalık da bu kadar sevgili dostlar. Liglerin ikinci yarısının başlayacağı önümüzdeki hafta görüşmek dileğiyle.
Kayhan Kösem


Comments are closed.