Galatasaray Daikin’in Çinli yıldızı Wang Yuanyuan, GSPlus’ın “Yakından Tanıyalım” serisinin ilk konuğu oldu.
Sarı-kırmızılı formayla ilk yurt dışı deneyimini yaşayan başarılı orta oyuncu; adaptasyon sürecinden İstanbul’daki günlük yaşamına kadar merak edilen birçok konuda kulüp medyasına samimi değerlendirmelerde bulundu.
Wang Yuanyuan, Galatasaray’a hoş geldin. İlk yurt dışı deneyimin nasıl geçiyor? Alıştın mı?
Türkiye’de geçirdiğim zaman benim için çok güzel. Takıma sonradan katılmış olmama rağmen ekipteki herkes bana çok ilgi gösterdi ve büyük destek oldu. ‘Galatasaray Ailesi’nin bir parçası olmaktan dolayı çok mutluyum.
Takıma sonradan katıldın. Takım arkadaşlarınla çok çabuk kaynaştın. Kısaca bu süreci değerlendirir misin?
Başlangıçta adapte olmak gerçekten zordu; buradaki her şey Çin’den tamamen farklıydı, hem antrenman düzeni hem de günlük yaşam açısından. Öğrenmem gereken çok şey vardı. Ancak takımım bana çok büyük destek verdi. Herkes çok arkadaş canlısı ve sıcak insanlar. Bu sayede buradaki sürecim çok daha kolay ve sorunsuz ilerledi.
İlk üçlü deneyimin nasıldı, o an neler hissettin? Taraftarlar hakkında neler söylemek istersin?
Voleybol kariyerimde daha önce bu kadar güçlü bir ritüele sahip bir taraftar desteği hiç yaşamamıştım. Böyle bir atmosferi sadece futbol maçlarında görmüştüm. Bu tezahürat biçimi bana çok büyük bir enerji verdi ve Galatasaray’ın gücünün nereden geldiğini daha iyi anlamamı sağladı.
Sosyal medyayı da daha aktif olarak kullanmaya başladın. Taraftar seni yakından takip ediyor. Nasıl tepkiler alıyorsun?
Yurt dışına geldikten sonra Instagram kullanmayı öğrenmeye başladım ve birçok kişiden destekleyici, motive edici mesajlar aldım. Voleybol sayesinde birbirimize bağlandık; bu da bana sporun gerçekten sınırları olmadığını hissettirdi. Yapılan yorumları görmek beni çok mutlu ediyor ve içimi ısıtıyor.
İstanbul’u vakit buldukça geziyorsun? En çok nereleri beğendin?
Denize yakın bir kafede oturup bir bardak Türk çayı ya da kahvesi eşliğinde İstanbul’un manzarasını izlemekten çok keyif alıyorum. Ayrıca herkesin bana güzel mekânlar önermesini de çok isterim.
Türk yemekleri ile aran nasıl? En sevdiklerin hangileri oldu?
Türk mutfağının büyük bir kısmının Asya damak tadına çok uygun olduğunu düşünüyorum. Çin’de en bilinen Türk yemeği kebap. Neredeyse her yemek sokağında mutlaka bulunur. Bu yüzden buraya gelmişken en otantik hâlini tatmam gerekiyordu. En çok karışık kebap, sütlacı ve bol acılı atom çorbasını sevdim.
“Sabunu Koydum Leğene” şarkısını söylemen sosyal medyada çok beğenildi. Sen performansını nasıl değerlendirirsin? Türkçe şarkı dinlemeye başladın mı?
Bu şarkının melodisi çok güzel. Yasemin her gün soyunma odasında söylerken dikkatimi çekmişti ancak öğrenmeye çalışınca aslında hiç de kolay olmadığını fark ettim. (Gülerek)
İlk öğrendiğin Türkçe kelimeler neler?
İlk öğrendiğim kelimeler ‘Merhaba’ ve ‘Teşekkürler’ idi. Şimdi yavaş yavaş en basit şeyleri söyleyebiliyorum; ‘Tamam’, ‘Hayır’, ‘Evet’, ‘Afiyet olsun’, ‘Nasılsın?’, ‘İyiyim’ gibi.
Maçlarda çalan marşlardan hangisini sevdin?
Marşlarımızın hepsini çok beğeniyorum. Hem çok coşkulu hem de büyük bir güç veriyor. Özellikle bir tanesi var ki gerçekten insanın aklına takılıyor. Adını bilmiyorum ama ‘lailailailailailai…’ diye başlıyor. Dinledikçe istemsizce ben de mırıldanmaya başlıyorum, sözlerini tam olarak anlamasam bile.
Totemin var mı? Maç öncesi rutininde neler var?
Evet, küçük bir maç rutinim var. Her maçtan önce mutlaka bir kahve içerim ve bir muz yerim. Bir de kendime ait bir maç çalma listem var. Hepsini yaptıktan sonra zihnim bana ‘Tamam, hazırım’ diyor ve maça çok daha iyi bir ruh haliyle çıkıyorum.


