Buse Ünal: “Milli davet gelirse koşa koşa giderim”

Vodafone Sultanları Ligi’nde 2025-2026 sezonunda elde ettiği flaş galibiyetlerle ligde adından söz ettiren başında gelen Nilüfer Bld. Spor Eker’de Kaptan Buse Ünal Pehlivan ile bir araya gelerek keyif bir röportaj gerçekleştirdik.

Başarılı pasör, kariyerinin dönüm noktalarından milli formayı taşımanın kendisi için ne ifade ettiğine, Nilüfer’deki takım kimyasından CEV Şampiyonlar Ligi’ndeki favorilerine kadar pek çok başlıkta sorularımızı içtenlikle yanıtladı. Pasörlüğe bakışı ve sahadaki liderliği ile ilgili merak edilenleri samimi bir dille anlatan deneyimli oyuncu; ayrıca kariyerini noktalayan isimlerden pas atmak istediği oyuncuyu, rakip olarak oynarken en çok zorlandığı ismi ve kendi “Mükemmel Oyuncu” seçimlerini de paylaştı.

Röportajlarımızda klasik sorulara yer vermemeye özen gösteriyoruz ama senin voleybol hikayenin nasıl başladığını merak da ediyoruz. Dilersen öyle başlayalım.

İlkokul birinci sınıftayken başladım. Ankaralıyım ama o zamanlar İzmir’de yaşıyordum, Annem öğretmen, babam polisti. O zamanlar orada yaşıyorduk ve voleybola da orada başladım. Daha sonra Arkas’ta maçlara çıkmaya başladım. Aslında ilk olarak Göztepe’de spor okuluna başlamıştım ama orada çok uzun süre kalmadım. Spor okulundan sonra Arkas’a geçtim ve altyapım orası oldu. Küçük takımda Arkas’ta oynadım. Yıldız takım senemde ise İlbank’a transfer oldum. O zaman 15 yaşındaydım. İlbank’ta uzun süre oynadım. Genç yaş kategorisi bitene kadar oradaydım ve ardından A Takım’a çıktım. Ankara’da uzun süre kaldım; altyapı kategorileri, Yıldız, Genç ve o dönemki Gençler Ligi’nde de İlbank’ta oynadım. Küçük takımı sadece Arkas’ta oynamıştım.

Sonrasında yarım sezon Manisa’da, 1. Lig’de oynadım. Ardından Nilüfer’e transfer oldum ve üç sezon orada forma giydim. O dönemde bir röportaj da yapmıştık sanırım, şimdi aklıma geldi ve benim için de nostalji oldu. Yeniden bir aradayız.

Daha sonra İstanbul’da üç yıl Fenerbahçe’de oynadım. Geçen sezon ise Bahçelievler’deydim. Küçük yaşta başladım, sevdiğim için de devam ettim ve kariyerim böyle ilerledi.

Oldukça uzun boylu bir pasörsün. Ailende sporla ilgilenen var mıydı?

Ailemde de boy uzunluğu var. Annem ve babam da uzun sayılır; benden uzun değiller ama yaklaşık 1.80–1.85 civarındalar. Annem gençliğinde beden eğitimi öğretmeniydi ve bir dönem voleybol oynamış ama sonrasında bırakmış. Babam da gençliğinde futbol oynamış. Sporla ilgilendikleri için beni küçük yaşta spora teşvik ettiler. Ben de sevdim ve hayatımda böyle bir yol açılmış oldu.

15 yaşında Ankara’ya gittiğini söyledin. Bu senin için zor bir karar mıydı?

15 yaşındayken Ankara’ya tek başıma gittim. Lise birdeydim. Üniversiteye kadar da orada kaldım. O dönem benim için oldukça zordu. Küçük yaşta ailemden ayrılıp tek başıma yaşamaya başladım. O dönem voleybol için farklı bir şehre giderek ailesinden ayrılan çok fazla arkadaşım var. En küçük bendim. Kulüpteki insanlar destek oluyordu ama yine de anne babanın yerini tutmuyor. Yokluğunu elbette hissediyorsunuz.

Şimdi geriye bakıp düşündüğümde özellikle ilk senem çok zor geçti. Hatta “Acaba geri dönsem mi?” diye düşündüğüm zamanlar oldu. Ama bir yandan da voleybolu çok seviyordum ve kendime “Hayır, yapacağım. Seviyorum. Ben de ablalarım gibi oynamak istiyorum.” diyordum. Önümde örnek aldığım isimler vardı ve bu bana voleybol kariyerimin daha ilk yıllarında motivasyon verdi.

O dönem örnek aldığın bir oyuncu kimdi? Şu an genç voleybol severlerin maçlara gidip sevdikleri sporcuları tribünden izlerken veya onlarla fotoğraf çektirirken yaşadığı anların benzerlerini yaşadın mı?

O yaşlarda en çok izlediğim isimlerden biri Naz Aydemir’di. Türkiye’de pasör denince ilk akla gelen isimlerden biriydi ve hâlâ öyle. Benim yaş grubumda olanlar ve benden küçükler onu izleyerek büyüdük, şimdi de o şekilde. Ben de pasör olduğum için onu izleyerek büyüdüm diyebilirim, benim için o öncelikliydi.

İlbank’taykan A Takım maçlarını izlemeye giderdik. O geldiğinde genellikle benim maçım oluyordu gidemiyordum. Tribünde olduğumda da denk getiremiyordum. O dönem fotoğraf çektirme fırsatı bulamamıştım ama Fenerbahçe’de birlikte forma giyme şansım oldu.

Biraz oyun stiline geçelim istiyorum. Sahada seni izleyenler genelde çok sakin bir oyuncu olduğundan bahsediyor. Sen nasıl değerlendiriyorsun? Mesela sahada 24-24’te verdiğin kararla 4-4’te verdiğin karar arasında belirleyici olan şeyler neler oluyor? 

Sahadaki oyun stilime gelirsek dışarıdan bakıldığında çok sakin ve soğukkanlı göründüğümü söylüyorlar. Aslında içeride tabii ki heyecanlanıyorum ama bunu dışarıya pek yansıtmıyorum sanırım. Evet, elbette 24-24’te verdiğin karar ile 4-4’te verdiğin karar aynı olmuyor. Kritik anlarda tercihlerimi çoğunlukla anlık kararlarım ve o an oyun içerisinde takım arkadaşlarımın durumu belirliyor. Büyük ölçüde o ana kadar kimin eli sıcaksa, kim iyi oynuyorsa genelde ona pas atmayı tercih ediyorum. Bu tamamen anlık kararlarla ilgili.

Nilüfer’de bu sezon kaptanlık görevini de üstleniyorsun, kaptanlığın saha içi duruşuna ve oyununa katkı sağladığı düşüncesine katılır mısın? Artıları ve eksileri hakkında neler düşünüyorsun?

Evet, bu sezon Nilüfer’de kaptanlık görevini de üstleniyorum. Kaptanlık daha fazla sorumluluk demek. Takımın disiplini, takım içerisindeki iletişim, bir arada kalabilmek, motivasyon… Takımdan biri oyundan düştüğünde ilk destek olacak kişi sen oluyorsun. Ama bunu kötü bir şey olarak görmüyorum, oyunuma veya bana bir eksisi olduğunu hiç düşünmedim. Bu sene takım olarak çok iyiyiz, saha içinde ve saha dışında güzel bir ortam var. Zorlandığım bir nokta olmuyor. Tam tersine birilerine destek olmak, sorumluluk almak güzel bir şey. Ben de bu sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirmeye çalışıyorum, takıma olumlu yansıyorsa bundan mutluluk duyarım.

Bu sezonun flaş takımı olmanızın en önemli sebepleri olarak neleri görüyorsun? Takım içi o kenetlenmede özellikle neler konuşuyorsunuz? Sürpriz galibiyetler denebilir ama aslında oynadığınız oyunla bu galibiyetlerin sürpriz olmadığını da gösterdiniz.

Sezon başından itibaren oynadığımız oyuna bakacak olursam bu sezon iyi bir takım uyumumuz var. Hem oyuncular arasında hem de teknik ekip ile birlikte çok iyi bir enerji yakaladık. Çalışmayı seven bir grubuz. Maçlara çıkarken iyi motive oluyoruz. Bu motivasyonu birbirimize sağlamaktan da geri durmuyoruz. Genelde kendi aramızda: “Birbirimize yardım edelim ve eğlenerek oynayalım” diyoruz. Bizim için bu iki şey çok önemli. Gerçekten keyif alarak oynadığımız maçlarda bunun sahaya yansıdığını görüyoruz ve galibiyetler ve puanlar kaçınılmaz oluyor.

Açıkçası şu ana kadarki bölümü değerlendirecek olursam sezona başlarken hedefimiz normal sezonun sonunda sıralamada ilk sekize girip 5-8 Play-off Etabı oynamaktı. Ama lige iyi başlayınca ve maçları kazandıkça hedefimizi yükselttik. Takım olarak daha da kenetlendik ve hepimiz “Daha iyisini yapabiliriz” demeye başladık. Her maçta elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Umarım sezonu en iyi şekilde, Avrupa bileti alarak tamamlarız ve hem kulübümüzü hem de taraflarlarımızı mutlu ederiz.

Bugüne kadar çalıştığın tüm antrenörleri göz önüne aldığında sence bir pasör, antrenörün oyun planına ne ölçüde sadık kalmalı? Sence pasörün takımı oynatırken özgürlük alanı hangi oranda olmalı?

Çok güzel bir soru. Bir pasör olarak antrenörün belirlediği oyun planına ve takım düzenine bağlı kalmak elbette çok önemli. Ancak voleybol çok hızlı gelişen ve anlık kararların büyük fark yaratabildiği bir oyun olduğu için sahada bazen planın dışına çıkılması gereken anlar olabiliyor. Maçın gidişatı, takım arkadaşlarının o anki motivasyonu, bir oyuncunun ritmini yakalamış olması ya da rakibin oyun içindeki blok yerleşimi sahadaki yaklaşımımı etkileyebiliyor.

Neyse ki birlikte çalıştığım antrenörler de bu konuda oyuncularına güvenen ve pasörünün sahada sorumluluk almasına alan tanıyan kişilerdi. Gökhan abi bu konuda çok açık fikirli, elbette taktiğimizi söylüyor ama bu noktada baskı yapmıyor. O an kendi gözümle görmemi de sağlıyor. Bu da hem sahada daha özgür kararlar alabilmeyi hem de takım içinde daha güçlü bir iletişim kurulmasını sağlıyor. Kısaca söylemem gerekirse oyun planına sadık kalınmalı ama taktiğin dışına çıkılması gereken anlarda sorumluluk almaktan da geri durulmamalı, bu anlamda bana bir pasör olarak özgürlük alanı tanıyan antrenörlerle çalıştığım için şanslı hissediyorum.

Voleybol kariyerin açısından düşündüğünde bugüne kadarki dönüm noktası kararının ne olduğunu düşünüyorsun?

Benim için kırılma noktası olan en önemli kararlardan birinin İzmir’den Ankara’ya gitmek olduğunu düşünüyorum. O yaşta böyle bir karar vermek benim için hiç kolay değildi. Sonuçta alıştığın bir şehir, bir düzen, arkadaşların, bildiğin bir voleybol ortamı ve ailenle birliktesin. Bunların hepsini bırakıp yeni bir şehre, yeni bir takıma ve bambaşka bir sisteme gitmek genç yaşta da olsa bir sporcu için biraz riskli bir adım. Ama bazen gelişebilmek için o konfor alanından çıkmak gerekiyor ve bunu o yaşta yapabildiğim için mutluyum.

Eğer o dönemde İzmir’den Ankara’ya gitme kararını vermeseydim, belki de şu an çizdiğim kariyer rotasını çizemeyecektim. O karar benim için hem sportif anlamda hem de kişisel gelişim anlamında çok büyük bir kapı açtı. Bu yüzden İlbank’ta geçirdiğim yılları kariyerimin en değerli ve en öğretici dönemlerinden biri olarak görüyorum.

Peki geçmişe dönüp baktığında reddettiğin için pişmanlık duyduğun bir transfer teklifi oldu mu? 

Hiç olmadı. Akıştan mutluyum.

Yurt dışında oynamayı düşünüyor musun?

Yurt dışında oynamaya da tamamen kapalı değilim. Böyle bir teklif olursa değerlendirebilirim. Ama mevcut durumda Türkiye Ligi zaten çok yüksek seviyede bir lig. O yüzden şu an için böyle bir planım yok ama ileride olabilir.

Bu sezon transfer döneminde kararı en çok merak edilen isimlerden biriydin ve bir sezon daha Nilüfer Belediyespor Eker forması giyeceksin. Nilüfer’de kalma kararını nasıl verdin?

Evet, önümüzdeki sezon için tekrar Nilüfer’de kalma kararı aldım. Burada her şey güzel gidiyor, çok güzel bir sezon geçiriyoruz ve gelecek sene daha iyisini yapabileceğimizi düşünüyorum. Başka teklifler de vardı ama burada mutluyum ve oynuyorum. Sahada olmak, süre almak benim için çok önemli. Oynamak bana gerçekten iyi geliyor. Bunun etkilerini hissediyorum. Bu yüzden burada kalıp kendimi geliştirmeye devam etmek istedim.

Pasörlerin genellikle kendilerini bulduğu bir ilk dönemi ve kariyerinin ilerleyen dönemlerinde ise her zaman ikinci bir yükselme dönemleri olduğu söylenir, bir pasör sence bunu nasıl anlar ve sen hangi dönemdesin?

Çok iyi soru. Bunun ilk dönemi olarak Nilüfer’de ilk oynadığım dönemi söyleyebilirim. Üç yıl bana çok şey katmıştı ve oyuncu kimliğimin şekillenmesinde rolü büyüktü. İkinci bir yükselme dönemi ne zaman olur bilmiyorum, her sene yeni bir yükseliş olabilir. Gelecek yıllara bakacağız. Ben de merak ediyorum.

Kariyer basamaklarının henüz başındaki genç bir voleybolcunun yol haritasının nasıl şekillenmesi gerektiğini düşünüyorsun? Mesela senin bir transfer teklifi aldığında önceliklerin neler oluyor?

Genç voleybolculara vereceğim en önemli tavsiye çok çalışmaları ve korkularının üstüne gitmeleri olur. Kariyerlerinde karar verirken kendilerini en mutlu ve iyi hissettikleri yeri tercih etmeleri de önemli, bunu da öneririm. Ankara’ya gittiğim dönemden bahsetmiştim, biraz çelişiyor ama o dönem vazgeçmemiştim ve bunun etkilerini gördüm. Büyük takımlarda da olmak, o oyuncularla bir arada olmak seni geliştiriyor ama bir şeyleri oynayarak öğrenebilirsin. Gençken ilk etapta oynamak daha önemli.

Bu sezon ailece Nilüferli oldunuz, eşin Ömür (Pehlivan) de Nilüfer Bld. Spor’un hentbol takımında forma giyiyor. Birbirinizin maçlarıyla ilgili neler konuşuluyor, onun voleybola senin hentbola ilginiz nasıl?

Eşim Ömür geçen sene de Nilüfer Belediyespor’un hentbol takımında oynuyordu. İkimiz de Bursa’dayız ama maç programlarımız genelde farklı günlerde olduğu için birbirimizin maçlarına çok sık gidemiyoruz. O anlamda biraz şanssızlık oluyor ama yine de fırsat buldukça gidip birbirimizi destekliyoruz. Genellikle cumartesi ve pazar günleri maçlarımız oluyor ve çakışıyor. Kazanırız galibiyet yemeği olur, kaybederek sonra “Şöyle olsaydı, böyle olsaydı vs.” diye konuşuruz. Ben hentboldan çok fazla anlamıyorum, biraz zor geliyor bana ama o voleybolu daha önceden de takip ediyormuş, sonrasında izleyerek de öğrendi. Çok anlamasam da ben onun maçlarını izlemeyi seviyorum, o da benim maçlarımı izlemeyi seviyor.

Evde de zaman zaman maçlar hakkında konuşuyoruz ama hayatımız elbette sadece spordan ibaret değil. Evde bir kedimiz var, onunla vakit geçiriyoruz. Boş zamanlarımızda dışarı çıkıp deniz kenarında veya yemekte vakit geçirmeyi seviyoruz.

Nilüfer demişken spora senelerdir birçok branşta hizmet eden oturmuş bir kulüp kültüründen söz edebiliriz. Geçmişte de üç yıl burada oynamıştın. Bursa’da yaşam, Nilüfer’in organizasyonu, altyapı sistemi ve Gökhan Durmaz ile Yanitsa Rangelova hakkında neler söylersin?

Nilüfer Belediyesi gerçekten spora ve sporcuya değer veren bir kulüp ve buraya gelen herkes bunu çok kısa sürede fark ediyor. Kulüp içindeki ortam oldukça samimi ve saygılı. Başkanından teknik ekibine, oyunculardan kulüp çalışanlarına kadar herkes birbirine destek oluyor. Bu da takım içinde aile gibi bir atmosfer oluşturuyor. Bir sporcu olarak benim için böyle bir ortamda çalışmak gerçekten çok önemli. Bunu hissediyorsunuz, sahaya da olumlu şekilde yansıyor.

İmkânlar açısından da kulüp sporculara en iyi şartları sunmaya çalışıyor. Antrenman düzeni, organizasyon ve kulüp disiplini sadece performansımıza odaklanmamızı sağlıyor. Bu da doğal olarak sahadaki oyunumuza katkı sağlıyor.

Bursa’da yaşamak da ayrı bir avantaj. Özellikle trafiğin olmamasından çok mutluyuz. (Gülüyor) Çıkıyorsun, 15 dakikada gideceğin yerdesin, en uzak yer 20-25 dk. sürüyor ve hepimiz Bursa’yı çok seviyoruz. Şehir hem sakin hem de yaşam kalitesi yüksek. Ulaşım kolay, günlük hayat çok yorucu değil. Ayrıca Bursa’da spor kültürü de güçlü; taraftarlar neredeyse her branşta takımlarını gerçekten destekliyor ve maçlarda bunu sahada hissediyorsunuz. Bu da bizim için ekstra motivasyon oluyor. Üç yıl önce oynadığımda da kulübümüzle ilgili düşüncelerim böyleydi, şu anda da her şeyin o şekilde olması çok güzel bir durum.

Gökhan (Durmaz) ağabey ile bu yıl çalışmaya başladık ve çalışması çok keyifli. Gerçekten hepimizin dilinden anlıyor. Menajerimiz (Yanitsa Rangelova) her işimize koşturuyor, ihtiyaçlarımızı anında çözüyor. O an yan yana değilsek tek telefonla veya yan yanaysak tek sözümüzle çok özverili bir şekilde her şeyi yapmaya çalışıyor.

Altyapımızla ilgili şunu söyleyebilirim, çok çalışkan ve yetenekli oyuncularımız var. Bu yıl altyapı sporcularımızdan oluşan takımımız 1. Lig’e yükselme başarısı gösterdi, onları da buradan tekrardan kutluyorum. Oradan antrenmanlarımıza katılan sporcular oluyor, Öykü (Saruhan) zaten bizimle. Sevgin (Temel) antrenmanlarımıza katılıyor. Aslında altyapıdan oyuncuların adapte edilmesi zordur ama kulüp bu konuda da çok iyi. Bizler de A Takım’a ilk çıktığımızda ablalarımızın yanında çekiniyorduk ama onlar için de elimizden geleni yapıyoruz. İnşallah çok başarılı olacaklar.

Nilüfer dediğimizde yabancı oyuncularla çok iyi bütünleştiğinizi, yerli oyuncuların performansları noktasında da ligde fark yaratan bir noktada olduğunuzu görüyoruz. Böylesi harika performanslar sonrası bu yaz için milli forma beklentin var mı?

Milli takım konusu tabii ki her sporcu için çok başka. Hem bizim hem ailelerimiz için çok büyük bir gurur. Milli davet gelirse, çağrılırsam koşa koşa giderim. Elimden geleni yaparım, eminim hepimiz için durum bu şekilde. Tabi ki antrenörlerin tercihine bağlı. O formayı giymek, İstiklal Marşı’nı söylemek, bayrağımız ve ülkemiz için ter dökmek gerçekten çok özel bir duygu.

Bugüne kadar birçok değerli antrenörlerle çalıştın. Sana bu isimlerden bazılarını sayacağım ve o isimleri ikişer kelimeyle anlatmanı isteyeceğim.

Giovanni Guidetti: Çalışkan ve hırslı.

Zoran Terzic: Tecrübeli ve sakin.

Stefano Lavarini: Çalışkan ve komik.

Gökhan Durmaz: Sabırlı ve çalışkan.

Mükemmel oyuncu konseptimiz var. Burada sana bazı özellikler sayacağım ve senden bu özelliklerde en iyi bulduğun isimleri söyleyerek en son ortaya bir mükemmel oyuncu çıkarmanı isteyeceğim.

Güç: Melissa Vargas.

Blok: Eda Erdem.

Servis: Arina Fedorovtseva.

Teknik: Gabi Guimaraes.

Liderlik: Eda Erdem.

Mental sağlamlık: Gizem Örge.

Hırs: Eda Erdem.

Kısa Kısa:

Bugüne kadar pas anlamında en iyi anlaştığını düşündüğün isim?

Polina Shemanova

Rakip olarak oynarken en çok zorlandığın oyuncu?

Marina Markova

Zor zamanlarında motivasyonunu yükselten şarkı?

Değişiyor ama 90’lar Türkçe Pop şarkıları dinlemeyi seviyorum.

En sevdiğin dizi?

La Casa De Papel

Kariyerini sonlandırmış hangi efsane isme pas atmak isterdin?

Ekaterina Gamova

En bilinmeyen yönün?

Sahada çok sakin görünsem de normal hayatımda aslında oldukça eğlenceli biriyim. Arkadaşlarımın arasında çok daha enerjik ve neşeli bir tarafım var.

Herkeste olması gerektiğini düşündüğün bir değer?

Empati

Sence bu sezon Kadınlar CEV Şampiyonlar Ligi’ni hangi takım kazanır?

Gönlüm bir Türk takımından yana, umarım bir Türk takımı kazanır. Fenerbahçe Medicana ya da VakıfBank diyorum.

 

Haberi Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir