Kan, ter ve gözyaşı: Milli Takım sezonunun ardından

Koronavirüs sağolsun, bir daha yaşayamayacağımız kadar uzun bir milli takım sezonunu dün oynadığımız son maçla birlikte tamamladık. Her turnuvaya tam kadro katılan ve elinden geleni yaptığına şüphemizin olmadığı Filenin Sultanları, bu upuzun yazı iki bronz madalya ve Olimpiyat beşinciliği ile tamamlamış gibi dursa da, daha önemlisi bir milleti voleybolla tanıştırdı ve voleybolu en çok konuşulan spor dalı, adeta ülke gündeminin en önemli parçası haline getirdi.

Elbette voleybolla ilk defa tanışan veya ilk defa maçları bu kadar yoğun takip eden insanlar için iki bronz madalya ve Olimpiyat beşinciliği inanılmaz büyük bir başarı gibi geliyor olabilir, ki kimsenin de bu başarıları küçümseyemeyeceği bir gerçek. Ancak yine de voleybolla uzun zamandır içli dışı olan insanlar olarak uzun zamandır kendisini ispatlamış milli takımımızdan daha büyük beklentilerimiz var ve artık hedef sadece kürsü değil, kürsünün de en yukarısı olmuş vaziyette. Hal böyle olunca da hayal ettiklerimize tam olarak ulaşamadığımızı ve takımımızın daha iyisini yapabileceğini unutmamak gerekiyor.

Sezon içinde yaptıklarımızdan önce, milli takımdan beklentilerimizi konuşmamızın oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Turnuvalar başlamadan önce, çoğu insan gibi ben de Filenin Sultanları’nı dünyanın en iyi altıncı veya yedinci takımı olarak görüyordum açıkçası: Her ülkeyi tam kadro olarak değerlendirdiğimizde; Çin, Amerika, Brezilya, İtalya ve Sırbistan’ın bizden daha iyi ekipler olduğunu düşünmekle beraber, biz, Rusya ve Japonya’dan bir tık daha öne çıkıyoruz. Bu ülkelerin ardından da Hollanda, Polonya, Güney Kore gibi takımlar geliyor. Şimdi tüm turnuvaları ve neler yaptığımızı teker teker inceleyelim.

Sezona ilk olarak VNL ile başladık. Turnuvaya as kadro mu gidilmeli yoksa risk almadan önemli oyuncular Olimpiyatlara mı hazırlanmalı ikileminin gölgesinde geçen VNL’de zaten beklenti elbette kürsüydü. Çin, İtalya ve Sırbistan’ın as kadrosuyla katılmadığı turnuvada Türkiye’yi zorlayabilecek iki ülke ABD ve Brezilya’ydı. Nitekim bu iki ülkeye de kaybeden Filenin Sultanları, kendisinden görece başarısız takımları yenmeyi başarmış olsa da, kendisinden iyi olanları da ne yazık ki geçmeyi başaramadı ve bu iki takımın ardından kendisine üçüncü sırada yer buldu.

Ardından hiç şüphe yok ki bütün takımların asıl hedefi, herkesin heyecanla beklediği Olimpiyatlardı. Her ne kadar grubu hangi sırada bitireceğimiz ve çeyrek finale kalıp kalamayacağımız oldukça belirsiz olsa da, genel olarak temel beklenti ve hedef son maçta Rusya’yı yenip grubu Çin, ABD ve İtalya’nın ardından dördüncü bitirmekti. İlk maçta kimsenin beklemediği bir şekilde Çin’i 3-0 ile geçen Türkiye, sadece bu milli takım sezonunun değil, belki de tarihinin en önemli galibiyetlerinden birini alarak çok büyük bir başarı elde etti. Ancak bu galibiyette bizim çok iyi oyunumuzun yanında Çin’in kötü performansı ve sakatlıkları da etkili oldu denilebilir. Son Olimpiyat şampiyonunun gruptan dahi çıkamadığı da düşünüldüğünde bu galibiyetin değeri grubu üçüncü bitirmek demekti.

Grup aşamasında genel olarak oldukça etkili performans gösteren Türkiye burada özellikle ABD’yi çok zorlamış olsa da yine kendisinden daha iyi olarak düşünülen İtalya ve ABD’ye mağlup oldu. Son maçında ise bize denk görülen ancak yine de favori olduğumuz Rusya karşısında aldığımız galibiyetle birlikte Filenin Sultanları yine kendi yerini korudu denilebilir.

Ancak çeyrek finalde, muhtemelen hiçbir voleybolseverin unutamayacağı bir maçın ardından Güney Kore gibi bizden seviye olarak çok daha düşük bir takıma yenilmiş olmamız hepimizi hayal kırıklığına uğrattı desek yanlış olmaz. Bu maç zaten çok konuşuldu, konuyu daha da açmaya gerek olduğunu düşünmüyorum. Ancak yine de oyuncularımızın kariyerlerinin en önemli fırsatlarından birini ellerinin tersiyle ittiklerini bir kez daha söylemek isterim. Bu yüzden de, her ne kadar Olimpiyatları beşinci sırada bitirip beklediğimizden daha iyi bir sıralama elde etmiş olsak da, 2020 Tokyo’ya baktığımızda elde ettiğimiz beşinciliği değil, kaçırdığımız madalyayı, hatta belki de şampiyonluğu görmek lazım. Yalnızca voleybol değil, Türk spor tarihindeki unutulmayacak bir başarıyı kıl payıyla kaçırmış olmak elbette hepimizi oldukça üzdü.

Son olarak Avrupa Şampiyonası ise milli takımın sezonu kapatacağı turnuva olarak karşımıza çıktı ve elbette herkesin buradaki hayali 2019’da yarım bıraktığımız işi tamamlamak ve şampiyonluğu kazanmaktı. Yarı finale kadar namağlup gelmiş olmak elbette çok büyük bir başarıydı ama Polonya ve Hollanda dahil olmak üzere karşılaştığımız tüm rakiplerin seviye olarak oldukça üstlerinde olduğumuzu unutmamak lazım. Ardından yarı finalde -benim yenebileceğimizi düşündüğüm- Sırbistan’a mağlup olarak bir kez daha beklediğimiz o galibiyeti elde edemedik ve ardından Hollanda’yı yenerek bronz madalyanın sahibi olduk.

Özetlemek gerekirse Filenin Sultanları’nın bu yaz sezonunda kendi performanslarının altına düşmediğini görmek ve kazanılan başarıları takdir etmek gerekiyor. Ancak aynı zamanda daha büyük umutlarım olduğunu ve biraz hayal kırıklığına uğradığımı söylemeden de geçemiyorum. Tabii ki bunun en önemli sebebi kadınlarımıza duyduğumuz güven ve onların kupayı kazanmalarını istemekti. Sonuç olarak daha üstün olduğumuz takımlara fırsat vermediğimiz, ancak bizden iyi olan takımları da yenemediğimiz ve tabiri caizse “yerimizi koruduğumuz” bir sezon oldu. Yine de bu kadar yoğun bir tempoya rağmen ciddi bir sakatlık yaşamadan sezonu bitirmek oldukça önemli. Filenin Sultanları’nın döktüğü ter ve gösterdikleri mücadele de göz önünde alındığında, akan gözyaşı yalnızca sevinçten oluyor.

Umarım bundan sonra artık diş geçiremediğimiz rakiplerimize karşı da galibiyetler almaya ve kupalar kazanmaya başlarız. Hiç şüphe yok ki Türkiye kadın milli voleybol takımı, her turnuvada altın madalyayı ve kupayı hak ediyor.

Not1: Avrupa Şampiyonası’nı İtalya’nın kazanmasına çok sevindim. Sadece Boskovic’in eline bakan ve adeta lise takımı gibi oynayan Sırbistan’ı artık birinin durdurması gerekiyordu. Avrupa’nın en büyük üç takımından ikisi art arda EuroVolley’i kazanmayı başardı. Bu da demek oluyor ki sıra artık bize geçti.. Hedef 2023!

Not2: Allah bu millete bir daha Kore mağlubiyeti gibi bir yenilgi yaşatmasın.

#İstanbulSözleşmesiYaşatır

Alperen Bakırlıoğlu
alperenbakirlioglu@gmail.com

Haberi Paylaş