Çeşitlemeler

Sevgili voleybol severler, ligin normal seyrinde devam ettiği bu haftada farklı konulara kısaca değineceğiz. 10 Kasım Salı günü oynanacak İstanbul Büyükşehir Belediyesi-Fenerbahçe maçını ise önümüzdeki günlerde değerlendireceğiz.

Hakemler

Gönül ister ki, böyle bir yazıya böyle bir konu başlığı ile başlamayalım. Ancak geçen Salı günü İstanbul’da oynanan kupa maçı (Fenerbahçe-Arkas) ve önceki haftalarda görünen hakem hataları, bu konuyu daha fazla geciktirmememiz gerektiğini gösterdi.
TVF tüm kulüplere eşit mesafede olduğu göstermek istercesine olaylı geçen Fenerbahçe-Arkas maçından 4 gün sonra oynanan kritik Galatasaray-Arkas maçında da İlhami Şenyurt’u görevlendirdi. Son derece gergin ve olayların yaşandığı kupa maçından sonra beklenenin aksine Cumartesi oynanan Lig maçı gayet sakin geçti. Sevgili İlhami Şenyurt, sana nacizane bir tavsiye, lütfen 2 maçı da arka arkaya seyret hocam. İlk maçın ardından herkes tarafından yerden yere vurulurken ikinci maçtan sonra ne kadar yükseldiğini gör. Benim ve salonda görüştüğüm diğer voleybol severlerin görüşü, Salı günü hakem kulesine çıkan bir despotun oyuna sürekli müdahalelerle, kartlarla kan doğraması idi. Halbuki Cumartesi lig maçını yöneten hakem, son derece ılımlı, anlayışlı, oyuncularla iyi diyalog kuran bir yapıda idi. Eğer bu değişim tam ters yönde olsa, inan seni çok eleştirirdim hocam. Ancak bu gidiş iyiye doğru hızlı bir gidiş olduğu için alkışlıyorum şimdi. Aman hocam, bu yoldan dönme, belki o zaman eskisi kadar adından söz etmezler ama, ne kadar iyi hakem olduğunu kimse inkar edemez. Ha bazı okuyucular şunu düşünebilirler, “İlhami Şenyurt ikinci maçta hiç mi hata yapmadı?” Elbette yaptı. Hem de çok kritik geçen, set sonlarının nüanslarla belirlendiği bir maçta belirgin hatalar yaptı İlhami Hoca. Ama kimse onun art niyetli olduğunu düşünmedi, oyuncular ve antrenörler makul itirazlarını yaptı, hakem gerekli diyalogları hem Türkçe hem de İngilizce gerçekleştirdi. Kartlar havada uçuşmadı, stres oyuna hakim olmadı. Maç sonunda kimse kimseye protesto ya da sitemde bulunmadı. Sanırım bunlar kasıtlı olmayan hakem hatalarından daha ön plandadır.
Ancak diğer hakemler İlhami Şenyurt kadar hızlı değişmiyor ve gelişmiyorlar maalesef. Gönül ister ki, hakem hatalarıyla ve uygulamalarla ilgili örnekleri bir hakem dostumuz her hafta maçları izleyerek gerçek örnekler üzerinden işlesin. Ama voleybol ülkemizde basketbol ya da futbol kadar gelişmiş olmadığından bunu maalesef maçları değerlendirmek olan bizler yapmak zorunda kalıyoruz.

Salon güvenliği

Bildiğiniz üzere kulüpler, salonlarda ev sahibi olduğu maçların güvenliğinden de sorumlular artık. Bu yüzden de birçok kulüp, özel güvenlik firmalarıyla anlaşarak güvenlik görevlilerini maç esnasında salonda görevlendiriyor. Ancak bu noktada bazı aksaklıklar yaşanıyor. Salonların kritik noktalarına yerleştirilen bu görevliler, geçiş noktalarından erişimi kısıtlayarak insanların hareketlerini kontrol ediyorlar. Geçiş yapmak isteyenlere ise kart sorarak güvenlik sorgusunda bulunuyorlar. Kulüplere bu noktada küçük bir iş düşüyor. Bu görevlilerin müdürü ya da şefine salon hakkında kısa bir brifing vererek olası aksaklıkların önüne geçmelidir kulüp idarecileri. Zira güvenlik görevlisinin sorduğu akreditasyon kartı, ülkemizde yerel maçlarda uygulanmayan bir yöntem. Kartı olmayanı bir yerden geçirmezseniz, ne hakemler yerlerine gidebilir, ne oyuncular ne de salonda diğer görevi üstlenen insanlar. Bu noktaya dikkat.

Erkekler

Haftanın en kritik maçında SGK, Halkbank’ı 3-2 yenerek büyük bir iş başardı. Maçın tamamında skorun 104-102 olması, istatistikler sonucu maçı neden SGK’nın kazandığını kolayca görmemizi sağlıyor. Maçın tamamında rakip hatalardan 30 sayı elde eden SGK, 20 sayı elde eden Halkbank’ı devirdi. Son iki sette farkın 2 olması, bu veriyi destekliyor. Halkbank’ın ayrıca değerlendirmesi gereken konu, rakibin 9 servis kaçırdığı maçta nasıl 21 servis kaçırarak maçı hediye ettiği olmalıdır. Eğer servisten elde edilen direkt sayılarınız buna değiyorsa sorun yok. Ancak SGK’nın 2 servis sayısına karşılık Halkbank’ın elde ettiği servis sayısı 5. Bu kadar az bir fark için rakipten 12 fazla servis kaçırmaya gerek yok modern voleybolda.

Diğer maçlar

Beklenen sonuçların alındığı bu haftada Tokat Plevne ve Diltaş, her geçen gün kabusu daha fazla yaşıyorlar. Beşiktaş hemen üstlerinde ama rahat değil. Bozkurt ise ritmini buluyor, işinin daha da kolaylaması beklenebilir. Beşiktaş’ın ve Diltaş’ın 3. yabancı oyuncuyu alması gerektiğini söylemiştik geçen haftalarda. Beşiktaş’ın Türk pasörle oynaması büyük avantaj, kadrosu daha geniş diğer 2 takıma göre, ancak sahada ortaya konan oyun, mevcut kadroya göre çok zayıf kalıyor. Manşet alan bir yabancı smaçörün gelmesi, Kartal’ı yukarıya taşıyabilir. Diltaş’ın tek şansı da üçüncü yabancı oyuncu. Hedef maçlarının ligin sonlarında olması, Konya ekibi için büyük avantaj. Acilen bir smaçör alıp takıma monte edebilirlerse, ki bunun için yeterli zaman var, Diltaş düşme hattının üstünde yer bulabilir.

Arkas’ın sorunu

Klasik erkek voleybolunda hücumdan nasıl sayı elde edebilirsiniz?
1) Köşeye atılan toplarla smaçörlerin ya da pasör çaprazının bireysel yeteneği ile bloğu geçmesi ile
2) Orta oyuncuların bireysel yetenekleri sayesinde karşılarındaki bloğu geçmesi ile
3) Pasörün beklenmeyen plaseleri ile
4) Yarma, kısa üstü gibi blok düşürme varyasyonları ile.
Eğer son yıllarda yapılan büyük turnuvaları izlediyseniz, üst düzey takımların ilk iki seçenek kadar dördüncü seçeneği de tercih ettiğini fark etmişsinizdir. Erkek takımlarında (hatta zaman zaman bayanlarda da) artık sadece pasör çaprazı değil, smaçörler de arka alandan (6 numara ya da 1-6 numara arası) hücum yapıyorlar. Bu sayede rakip blokların kurgusu bozuluyor, kolay sayı elde etme fırsatı buluyor takımlar. Ligimizde üst düzey takımlarımıza bakarsak, IBB, Ziraat Bankası, Halkbank, Fenerbahçe, SGK 2 smaçör, Galatasaray ve Maliye Milli Piyango ise 1 smaçörle arkadan hücumu sürekli düşünüyor ve uyguluyor. İşte can alıcı nokta burada karşımıza çıkıyor. Arkas’ta arkadan hücum yapan smaçör yok! Ne Enrique De La Fuente, ne Kadir ne de Bülent arkadan hücum yapıyor. Dolayısıyla da Arkas’ın hücumdan elde ettiği sayılar, sadece oyuncuların bireysel yetenekleri ile kazandığı sayılar oluyor. Kupa maçında rakibinin bloklarını bu şekilde düşüren Fenerbahçe, maçı 3-1 kazanmıştı. Galatasaray da az daha kazanıyordu kendisinden daha yüksek bütçe ile kurulmuş dev Arkas karşısında, hem de 6 numaradan elde ettiği sayılarla. Arkas’ın bu durumu değiştirmesi şart yoksa rakiplerine karşı maç kazanması çok zor. Bunun kısa vadede çözümü, Kadir, Bülent ve Kike’ye, bu hücumlara kanalize edecek bir çalışma sistemi uygulaması. Uzun vadede ise bu toplara önden olduğu kadar etkili vurabilecek üçüncü yabancı oyuncuyu almak şart. Yoksa Avrupa’da ve Türkiye’de fırtınalı sular bekler 27 gemili konteyner filosunu.
Galatasaray ise puan vermeden kazanmaya çok yaklaşıp büyük sürpriz yapabileceği bir maçı son anda kaybetti. Yine de kardır Arkas’tan alınan 1 puan Cimbom için.
Bir dip not Galatasaraylı seyircilere. Maçın başından sonuna kadar takımınızı aralıksız desteklediniz. Çoğunlukla da centilmence tezahüratlar yaptınız. Ancak çok kısa bir zaman için de olsa ayarı kaçırıp sinkafa girmeye başladınız, o anda da takımınızın menajeri Orkun Darnel tribüne kadar gelip sizleri centilmenliğe davet etti. Lütfen bu centilmen duruş için bir uyarı beklemeyin, menajerinizin maç esnasında tribünden ziyade takımla ilgilenmesi gerekiyor öyle değil mi?
Bu haftanın oyuncusu, ayrı bir paragrafı hak ediyor, biz de yazıyoruz. Genç Murathan, takıma geldiğinden beri İbrahim Emet, İbrahim Akşeker, Ahmet Pezük gibi fizik gücü üst düzey oyuncuların arasında kendine yer buldu takımda. Kısa toplara hızlı hücumu bizlere yeniden hatırlatan tekniği ile Ahmet Toçoğlu, Emin ve Mustafa gibi devlere kafa tuttu. En kritik yerlerde elleri titremeden etkili servis attı, hücumda top öldürdü, blok tuttu. 22 servisinden 5 direkt sayı üretti, %58 ile hücum edip 5 blok sayısına imza attı. Takımına 17 sayı kazandırdı ancak maçı kazandıramadı, canın sağ olsun Murathan, alkışlar, maçta taktığı siyah eldivenleri ile bizlere efsanevi İtalyan orta oyuncu Luigi Mastrangelo’yu hatırlatan genç Murathan’a.

Bayanlar

Maç maç değerlendirmektense, total bir değerlendirme yapmayı daha uygun görüyorum bu hafta. Bayanlar Ligi hem çok zevksiz, hem de çok kalitesiz maçlara sahne oluyor maalesef. Düşünün, bir haftada oynanan 6 maçın 5 tanesi 3-0 bitiyor. Bunların içerisinde toplam skoru 75-31 biten maç dahi var. Seviye çok düşük, kalite yok, ama yine de Bayan Milli takımlarımız için endişelenmeye gerek yok, zira Avrupa’da da bayan voleybolunda inanılmaz bir düşüş var. Yani geriye gitmiyoruz, sadece yerimizde sayıyoruz.
Mesela Beşiktaş-İller Bankası maçına bakıyoruz, 3-0 kazanmış ev sahibi ekip. Sanja Popovic’i BJK’dan alıp İller Bankası’na koysanız, 3-0 Ankara ekibi kazanacak maçı. Eğer 1 oyuncu bu kadar fark oluşturuyorsa iki takım arasında, takımların yerli oyuncu kalitesini ve takım seviyesini sorgulamalıyız. Bu arada Akatlar Cola Turka Arena’da kurulan filenin bayanlar maçında gayet gergin olduğunu fark ettik. Neden erkek maçlarında bu gerginliğin sağlanamadığının cevabını da salon görevlileri verir herhalde. Maçın baş hakemi Ayça Kandamar ise uyanamamış gibiydi, zaman zaman kararların hareketlerini yanlış gösterdi, zaman zaman da yardımcıya bakmadan karar verip sonra düzeltmek zorunda kaldı. Bu da salonda tepkilere yol açtı doğal olarak.
Geçtiğimiz haftalarda pasör Seda’nın ön alanda iken çok fazla hücum etme isteği olduğunu, bunun yanlış olduğunu söylemiştik. Bunu sürekli yapmanın hem hücum oyuncularının oyundan düşebileceğini, hem de rakibin buna kolayca tedbir alabileceğini belirtmiştik. Ancak Seda bu tarzını değiştirmedi ve gereksiz 3 plase yaptı. İkisinde bloğa yakalandı, birinde ise topu karşı sahaya gönderirken fileye dokunarak hata yaptı. Gerekli yerleri özenle seçmezse, Seda takımına faydalı değil, zararlı olacak gibi görünüyor. 2 hafta önceki yazımızda neden Melis Gürkaynak oynamıyor diye sormuştuk hatırlarsanız. Bu hafta ilk altıda yerini almıştı Melis. Bülent Hoca oyuncusunun kapasitesini görmüş, ona formayı vermişti. Melis de bizlerin ve hocasının bu güvenini boşa çıkarmayarak 3 servis, 3 blok sayısına 5 de hücum sayısı ekleyerek 11 sayı üretti. Bir orta oyuncu olmasına rağmen takımının en skorer ikinci oyuncusu oldu, bravo Melis’e, bravo Bülent Hocaya. Yine aynı yazımızda Sırp Majstorovic’in bu takımda ne işi olduğunu sormuş, ona verilen şanstan dolayı genç oyuncular adına üzüldüğümü belirtmiştim. Bu hafta da %18 ile hücum ederek sadece 7 sayı üreten el freniydi takımın Sırp oyuncu. Haydi Bülent Hocam, Yeliz’i takıma monte etmenin tam zamanıdır. Pasör çaprazı olduğuna bakma, Yeliz bu Majstorovic kadar manşeti alır, yeter ki sen ona güven.
2F / 2D

Bu haftaki yazımızı Akatlar’da göze ilginç gelen olaylarla noktalıyoruz.

File: Bildiğiniz gibi bu sene bazı kurallar değişti ve bunların içerisinde en önemlisi file gibi görünüyor. Ancak bazı kulüpler, oyuncularına ve idarecilerine bunun bilgisini ve eğitimini vermediklerinden komik duruma düşüyorlar. Artık her fileye dokunuş hata sayılmıyor sevgili Beşiktaşlılar. Bu yüzden her gördüğünüzü fileye dokunuşta veryansın edip hakemlere yüklenmeyin, önce kuralın doğrusunu öğrenin, sonra eleştirin. Bilmediğiniz bir şey hakkında bağırdıkça komik duruma düşüyorsunuz.
Ferhat: Akatlar inşa edilmeden önce Burhan Felek eski salonda desteklerdi takımını tek kişilik taraftar ordusu. Smaçör Maria idi onun kahramanı, bilenler bilir. Bugün Akatlar’da tek kişilik resital verdi, rahmetli Kemal Sunal’ın unutulmaz komedisi “Salako” filminin jenerik müziğiyle. Maç sonu oyuncular da ona tempo tutunca, galibiyet sevinci fevkalade yaşandı, seyri de çok güzeldi. Teşekkürler Ferhat.
Doktor: Birçok takımda olduğu gibi İller Bankasında da kenar yönetimi son derece sınırlıydı deplasmanda. Masrafları karşılamak zor tabi. Burhan Hoca ile Fatih Hoca ellerinden geleni yaptılar, hem de gayet iyi yaptılar. Ancak onlar antrenör, doktor değil! İller Bankası’nın ise deplasmana götürebileceği bir doktoru yoktu Akatlar’da. Kısa süreli sakatlanan Derya ile Meryem’e kimse müdahale edemedi tıbbi açıdan. Gözlerimiz salon doktorunu aradı ama o da yoktu etrafta! BJK’lı idareciler salonda olduğunu söylediler ama biz göremedik, belki de başka bir işi vardı o anda. Oyunculara müdahaleyi ise BJK takım masörü yaptı elinden geldiğince. Voleybol adına üzücü bir manzara idi.
Dizlik: Gerek Yağmur’da gerekse Popovic’te bir gariplik seziyor dikkatli voleybol severler. Geçen maç yazmayı unutmuşuz biz de. Her ikisi de dizliklerini farklı şekilde takıyorlar, belki de farklı amaçlar için kullanıyorlar. Yağmur’un her iki dizliği de dizinin altında kalmış eşit seviyede. Dizini korumuyor belli, umarım bir sakatlık yaşamaz genç smaçör. Sanja Popovic ise tek dizliğini yerinde diğerini ise bileğinde tutuyor. Belli ki uğuru var bu şekilde. Bunun doğrultusunda tek dizinin üzerinde başarılar dilemek kalıyor bizlere de.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle.

Kayhan KÖSEM


Haberi Paylaş