Erken noktalanan kariyer

Çankaya’nın alt yapısından çıkan başarılı voleybolculardan biriydi Cem Kurtar. Voleybola 9 yaşında başladı, sistem onu salonlardan erken kopardı.

Voleybola ilkokul 3. sınıfta beden öğretmeninin uzun boylu çocukları seçmesi ile başlayan Cem Kurtar, basketbol takımı için seçildiğini sanarken, voleybol topu ile tanışmış.

İlk başlarda voleybol oynamaya hevesli olmayan Kurtar, güzel bir arkadaş ortamı bulunca voleybolda kalmaya karar vermiş. Kurtar bu ortam için şunları söylüyor. “Selçuk Keskin ile ilkokuldan lise bitene kadar yan yana oturdum siz düşünün artık.”

Voleybol yaşantısının temellerini Bursa DSİ Nilüfer Spor’da atan oyuncu, küçük yaşlardan itibaren kariyerine başarılar yazmaya başlamış. Bursa şampiyonlukları, Türkiye dereceleri, ortaokulda Türkiye şampiyonlukları vs. Böyle başarılı bir grup lise döneminde grup olarak Ankara Çankaya Belediyesi’ne transfer olduktan sonra Ankara’da aralarına katılan diğer yetenekli voleybolcularla birlikte onun değimiyle, “senelerce alt yapıların tozunu attılar” Cem Kurtar o dönemi şöyle anlatıyor: “Türkiye bitmiş gözümüzü dünya şampiyonluğuna dikmiştik. Finalde 3-2 Çin takımına yenilmiş ve dünya 2.si olmuştuk. Aynı zamanda 2. Lig’ten 1. Lig’e çıkmıştık. Hüseyin Koç, Selçuk Keskin, Sinan Cem Tanık, Mustafa Kırıcı, Mustafa Kavaz, Levent Kaplan, Vefa Yılmaz, Niyazi Durmaz, Kemal Kayhan ve daha bir çok arkadaşım ile alt yapıdan beraber yetiştik ve liglerde mücadele verdik. Yıldız, Genç ve A Milli takımda görev yaptım. Liselerde kaçırdığım dünya şampiyonluğunu üniversitelerde yakaladım. Türkiye lig şampiyonlukları, Balkan şampiyonlukları, Avrupa Ligi derecelerim var. Spor yaşantımın özeti bu.”

Çankaya Belediyesi’nin arkasından Erdemirspor’da yıldızı parlayan voleybolcu A Milli takıma seçildi. Arkasından İstanbul BBSK’ya transfer oldu ve burada şampiyonluk sevinci yaşadı. Fenerbahçe’de 2. Şampiyonluğunu yaşayan Cem Kurtar dostlarının arasına Marcos Milinkoviç, Ivan Miljković ve Leonel Marshall’ı ekledi. Yarım sezon MEF forması giyen Cem son olarak Galatasaray’da Türkiye Kupası 2.si oldu ve spor yaşantısını erken denebilecek bir yaşta bıraktı.

Cem Kurtar voleybolcu olarak bu defteri kapattı diyebiliriz ama voleybol yaşantısına kısa bir ara verdi de denebilir. Çünkü yetenekli oyuncunun gelecek planları arasında galiba voleybola yönetici olarak dönmek var. Bunu şu cümlelerden çıkarabiliriz. “Kariyerim başarılı geçti denebilir, eksiğim kulüp bazında bir Avrupa kupası ve her sporcunun hayali bir Olimpiyat ama belki de onu ilerde başka görevler ile yaşarım.”

VOLEYBOLU BIRAKMA KARARIM PLANLIYDI
Gelelim oyuncunun voleybolu bırakma kararına. İşte Cem’in ağzından voleybolu bırakma kararı: “Kararım aslında planlıydı. Fenerbahçe’ye ilk transfer olduğumda Dünya abinin programında söylemiştim. Birkaç yıl daha oynarım zirvede bırakırım diye:) kızmıştı bana en tecrübeli kaliteli zamanında bırakılır mı diye:) Ben de ‘kurt kocayınca köpeğin maskarası olurmuş’ demiştim. Ben daha kocamadan bıraktım ama olsun:) İleri yaşlarda takımda abiye tabiki de ihtiyaç var ama oyuncu olarak değil! Sözde takımda abilik yapanlar birçok şeye köstek oluyor.”

Eşiyle birlikte Bursa’ya dönen Cem Kurtar, Bursa’daki aile şirketinde bayrağı teslim aldı. İşte o süreç: “Eşimle karar verdik, üst düzey takımlar haricinde erkek voleyboluna yatırım yapan yok. Kafadaki 3-5 takım sadece. Diğer takımlarda hem maddi hem manevi olarak şartlar kötü. Eeee baktık zaten o 3-5 takımda oynamış ve başarılar da kazanmışız daha fazla kendimizi hem mental hem de fiziksel olarak yormanın da anlamı yok. Eşim o sırada hamileydi en doğrusunun yerleşik bir hayat olduğunu düşündük ve Bursa’ya yerleştik. Şu an 1 yaşında Ayaz isminde bir oğlumuz var. Şimdiden çok hareketli tabii ki bir kaç sene sonra spora başlatmayı düşünüyoruz.”

İŞ HAYATI
Voleybolcu olarak defter kapandıktan sonra iş hayatına atılan Cem Kurtar işi öğrenmek için kendini mutfağa atar. Otomotiv sektörüne parça üreten bir şirketleri olan Kurtar, voleybolda edindiği deneyimi de işini yansıtır. “Yapacağım işi öğrenmek için aile şirketinin mutfağına girdim. A’dan Z’ye ne nasıl yapılıyor öğrenmeye çalıştım ve hala öğreniyorum. Bir çok seminer ve eğitime katıldım, kendimi bu yönde geliştiriyorum. Spor ile kazandığım niteliklerimi buraya sentezlemeye çalışıyorum. Takım ruhu, bireysellikten uzak durma, başarı için mücadele etme, baskının üstesinden gelme vb. Şirketimiz Türkiye’nin ve dünyanın ileri gelen otomotiv firmalarına sac parca üretimi yapmakta. Herkesin bildiği gibi Bursa bir sanayi şehri zaten ve otomotiv de Türkiye ihracatının lideri durumunda. Şuanda yeni işimi daha iyi yerlere getirebilmek için uğraşıyorum. Kalan zamanımda ise oğlum ve eşimle beraber vakit geçirmeyi tercih ediyorum.”

VOLEYBOLA ÖZLEM VE METİN TOY
İşinden dolayı voleybola zaman ayıramayan Cem Kurtar ilerleyen zamanlarda özlem oluştukça salonlara gelmeyi ve yorumcu olmayı planlıyor galiba: “Voleybola zaman ayıramıyorum. Şuan bir özlemim de yok ama bir kaç yıl sonra başlar ise o zaman belki salonlarda yada tvde görebilirsiniz beni 🙂 Voleybolu sizlerin vasıtası ile takip etmeye çalışıyorum. Arada denk gelirse televizyondan maçlara bakıyorum. Metin Toy gözümden kaçmadı. Fenerbahçe’de oynadığım dönemden abisi olarak ona iyi bir menajer bulsun ve hemen Avrupa’ya oynamaya gitsin diyorum. Polonya veya İtalya gibi ligleri tercih edebilir. Türkiye olarak bizim de bir Ivan’ımız olabilir.”

TÜRKİYE’DE VOLEYBOL VE OLMAZSA OLMAZLAR
Ve Cem Kurtar’dan Türk voleybolu üzerine birkaç cümle; mutlaka okumalısınız…

“Beni bilen bilir biraz doğrucu davutumdur. Okuyucular belki hatırlar Milli takım ile ilgili söyleşi yapmıştık sizinle. 2008-2009 senesiydi kamp ortamımızı konuşmuştuk ben de doğruları anlatmıştım size. Sonra az baskı görmedik  Bazen doğrular insanların hoşuna gitmiyor çünkü etraflarını pembe yalanlarla kandırıyorlar. Eğer Milli takımda başarı istiyorsak daha profesyonel düşünmeliyiz. Antrenörler, kondisyonerler, spor bilimciler, diyetisyenler, fizyo terapistler ile kamp ortamları iyileştirilmeli diye düşünüyorum. Sadece antrenör ile olmaz ekip işi gerekli ve daha iyi kamp ortamları sağlanmalı.”

SENELER GEÇİYOR
“Seneler geçiyor sistemler ve düzenler değişmiyor maalesef. Türk sporcusu yetenekli ama tüm Akdeniz insanları gibi miskin ve duygusal:) Voleybol oynadığım dönemde yabancı oyuncu arkadaşlarımla yaptığım sohbetlerimin birinde bana ‘Türk oyuncular spora iş olarak değil hobi olarak bakıyor’ demişti. Bir diğeri ise ‘Yetenekli oyuncu ve imkanınız var profesyonel bir sisteminiz yok. Çok yazık oluyor. Dünyaya bakın oyuncu kadar takımın başarısı için saha dışında çalışan insan sayısını örnek alın ne demek istediğimi anlayacaksın” diye bitirmişti sözlerini. Elimizdeki yetenek ve imkanları düzgün ve profesyonelce yönetmek gerekiyor. Tek başına değil ekip olarak bir planlama ve yönetimden bahsediyorum.”

KİMİ KİME TESLİM EDİYORUZ
“Oyunculara ödenen bedeller milyonlara ulaştı artık, milyonlar verdiğin oyuncuları teslim ettiğin insanların da onlardan maksimum performans alabilecek eğitim, bilgi, birikim ve tecrübeye sahip insanlar olmalı yanlış mı düşünüyorum? Tek birey olarak değil ekip olarak çalışarak plan program yapılmalı. ‘Vatan millet sakarya’ mentalitesi biteli çok oldu artık takımlarımızın her türlü imkanı var. Yönetici veya antrenörün yabancı dil bilmeden takımda 4-5 tane yabancı oyuncuyu 4 kelime ile nasıl yönetmesini bekliyorsunuz ki? Antrenörlük seviyesi en yüksek seviyede olmalı ve mutlaka nitelikli yardımcılarla desteklenmeli. Sadece antrenmanda top toplayan servis atan yardımcı antrenörler var! Eğitimli, donanımlı, kendini geliştirmiş, antrenman bilimi bilen, dışardan gelen verileri (istatistik vb) sentezleyip antrenörüne feedbackler verebilen yardımcılara ihtiyaç var. Ayrıca çok iyi seviyede kondisyoner, fizyo-terapist, spor psikoloğu, diyetisyen bunlar olmazsa olmazlar.”

“Antrenman yaptığın kadar ne yediğin, ne içtiğin, ne kadar uyuduğun, ne kadar terapiye ihtiyacın olduğu yani psikolojisi bunlar da çok büyük etkenler. Profesyonelce antrene etmezsen, diyetine dikkat etmezsen gerekli ilaçlarla desteklemezsen, fizyo-terapi ve psiko-terapi yapmazsan sonra adamın performansı düşük yada sakatlandı dersen ne anlamı var? Dururken sakatlanılmıyor. Ne ekersen onu biçersin! Aşırı antreman, fazla kondisyon, düzensiz diyet, yetersiz terapi, bozuk psikoloji vb hepsi etken! Milyonlar harcayarak oyuncu alıyorsun ama onlardan maksimum yararlanmak için alacağın kondisyoner, fizyo-terapist, spor psikoloğu, diyetisyen gibi aslında çok önemli rol oynayan etkenler için bütçe ayıramamak diye bir şey yok bence! Hepsinin toplam maliyeti en pahalı sporcunun 10’da 1’i etmez emin olun!

Bu neye benziyor biliyor musunuz. Milyonlar vererek aldığınız bir spor otomobile kaliteli benzin koymadan (diyet ve ek besin), motor yağını ve suyunu değiştirmeden (fizyo terapi veya psiko terapi), periyodik olarak yetkili serviste düzenli kontrol ettirmeden (kondisyon ve antreman) kullanıp sonrada aaa ben buna milyonlar verdim neden hızlı gitmiyor (performansı düştü) yada bozuldu (sakatlandı) demekten başka bir şey değil. Milyonlar değerindeki spor otomobillerin oktanı daha yüksek kaliteli benzine, yüksek ısılarda bile dayanıklı daha kaliteli yağa, daha sık periyodik kontrole ihtiyacı yok mu?

Hacettepe Üniversitesi’nden çok değerli bir hocamın lafı aklıma geldi: “En iyi kumaş ipek ama aynı zamanda çok hassas! Çok dikkatli kullanman gerekiyor” demişti bana! Çok hassastır bir yere takılırsa hemen sökülür. Yani kaslarını kumaş gibi düşünürsen: voleybol çoğunlukla patlayıcı kuvvet gerektiren bir spor bu yüzden hızlı kasılabilen kas tipleri oranı yüksek olan insanlar oynayabilir. Yıldız sporcuların kas tipleri yoğunluğu kaliteli kas dediğimiz hızlı kasılabilen kaslardan olduğu için yüksek performanslar ortaya çıkarırlar. (daha yükseğe sıçramak, daha hızlı koşmak vb gibi) ama aynı zamanda kas tipleri çok kaliteli olduğu kadar da çok ta hassastır. Profesyonel bakılmaz ise verimi düşer veya sakatlanırlar. O yüzden başarı için daha profesyonel olmak şart diyorum.”


Haberi Paylaş