Evcilik oyunu

Kadınlar Liginde oynanan Galatasaray-Beşiktaş derbisi, ne salon atmosferi bakımından, ne de sahadaki oyun bakımından adına yakışan bir maç oldu sevgili voleybol severler. Birinin 2. diğerinin 3. kategori takım olduğu bir ligde daha fazlasını beklemek de hayalcilik olurdu doğrusu. Yazının başlığını bu yüzden yukarıdaki gibi seçtik. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kadın voleybolu, adeta bir evcilik oyununu andırıyor. Takımlar aynı, sıralama aynı, voleybol kalitesi son derece düşük, hakemler kötü, seyirci yok, vs…….

Galatasaray taraftarı

Bildiğiniz üzere futboldan gelme bir deyimle üç büyükler olarak adlandırılan Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın kendi aralarında oynadığı maça deplasman taraftarının gitmesi yasak. (Bu saçma sapan yasağın sebebini biri izah edebilirse, herkes gibi ben de rahatlayacağım) Bu nedenle salonda sadece Galatasaray taraftarı vardı. Peki salonun ne kadarını doldurabildi sarı kırmızılılar? Belki %5, belki de daha az. Yani Galatasaray’ın taraftarı hala yok salonda. Peki buna rağmen voleybol maçları için geçerli sezonluk kombine satmaya çalışan kulübün amacı ne? Anlaması zor. Zira voleybol kültürünün olmadığı yerde taraftarın salona gelmesi, hele de bedava girebileceği bir maç için kombine karta para vermesi son derece mantıksız. Üstelik salon kulübün dahi değil, TVF’nin. Bu nedenle kendi salonunu inşa edip maçlarını orada oynamaya başlayana kadar bu komik uygulamaya son vermeli Galatasaray yönetimi.

Peki maça gelen taraftar ne yaptı? Maçın sonundaki yakışıksız tezahürata kadar takımını destekledi. Bir kendini bilmezin sahaya attığı konfeti ise hem taraftarın hanesine kötü not olarak yazıldı, hem de kulübün ceza almasına neden olacak. O konfetiyi atan da sevincinden kınacıya koşacak!

Maç nasıldı?

Zevksiz, kalitesiz, sıkıcı. Bu üç kelime yeterince özetliyordur büyük(!) derbiyi. İkinci set skor bakımından son derece çekişmeli olmasına rağmen oyun kalitesi bakımından en zayıf setti. Ara sıra Rosir Calderon’un vurduğu smaçlar olmasa, seyirciler, maçı fabrika işçilerinin öğle saatinde oynadığı arka bahçe voleybolundan ayırt edemeyeceklerdi.

Kadro yapılarına bir göz atın, Galatasaray açık ara önde. Doğal olarak da set vermeden maçı kazanıyor. Çeşitli maddi sıkıntılar yüzünden çalkantılı günler geçiren Beşiktaşlı oyuncuların durumu kötü. İlk set kötü bir oyun ortaya koyan Olena Samsonova, doğal olarak oyundan çıkıyor. Eşofmanlarını giyiyor ve adeta oyuna ve antrenörüne küsüyor. Ne molalarda, ne de set aralarında ısınmaya katılıyor. Üstelik oyuncunun dizi sakat. Dizlikle oynayabiliyor. Sonucunda vücudu soğuyor. Üçüncü sette tekrar oyuna alınıyor. (Son derece hatalı bir karar) Ancak soğuyan vücut, elastikiyetini kaybettiğinden oyuncunun takımına katkısı sıfıra yakın oluyor. Nasıl bir sporculuk anlayışı, nasıl bir takım yönetimi anlamak zor. Takıma yeni katılan Japon oyuncu Maiko Kano’nun tekniği gayet iyi. Güçlü olmasa da voleybol bilgisi üst seviyede olduğundan takıma alıştıkça katkısı artacaktır. Ancak Beşiktaş’ta saha paylaşımı büyük problem. Oyuncular hangi pozisyonda nereyi nasıl paylaşacaklarını hala bilmiyorlar. Sonucunda ön tarafa iyi manşet gelmiyor ve hücumda aksamalar başlıyor. Çözüm taktikten ziyade psikolojik. Terapi şart.

Yeni hakem şart

Hep aynı yüzler, hep aynı hakemler. Hata yapsalar da, maçı katletseler de ertesi hafta yine onlar. Defalarca söyledim, bu arkadaşların bazısından üst seviye hakem olmaz. Zaten bu işe başlarken hafta içi mesai çıkışında kendilerine bir meşgale edinmekti niyetleri. Üzerine de para kazanacaklardı. Çeşitli ahbaplıklarla seviyelerinin yükseldiğini zannetti bu arkadaşlar, ama yanıldılar. MHK da istemeye istemeye destekledi bazılarını. Sebep? Hakem yok. Külahıma anlatın. Siz alttan yetişen pırıl pırıl gençlere, hele de voleybol oynamış kişilere maç vermeyin. Sadece gece vakti buz gibi ücra salonlarda bayrak sallatın, sonra da elimizde hakem yok diye ağlayın. Kusura bakmayın, kimseyi inandıramazsınız.

Hayatında eli topa değmeyen vatandaş baş hakem olmuş, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi pasörlerinden birinin attığı pasa iki vuruş hatası çalıyor. Ne yapsın garibim, hayatında öyle pas atanı görmemiş ki! Malum, akşamları ya da hafta sonları küçük takım maçlarında o tarz pas pek atılmıyor. Garibine giden bir hareket görünce, “A, bunda bir gariplik var” diyerek faul düdüğünü üfleyiveriyor. Bu arkadaşlara maç vermeden önce biraz voleybol oynatmak lazım diyoruz, dalga geçtiğimizi sanıyorlar, yazık. Diyeceksiniz ki, en iyiler de hata yapar. Doğru, yapar. Ama o en iyiler yaptığı hatayı kabul edecek kadar iyilerdir.

Bir masa hakemi atanıyor. Yabancı dil biliyor mu? Bırakın yabancıyı, kendi dilini düzgün konuşabiliyor mu bakılmıyor. Voleybola olan ilgisi, Türk voleybolunu ne kadar tanıdığına bile bakılmıyor. Sonrasında ne oluyor?

– Doğru dürüst anons yapamıyor
– Oyuncuların ve antrenörlerin ismini doğru okuyamıyor. (Özellikle yabancıları)
– 15 yıldır 1.Ligde voleybol oynayan bir oyuncunun hangi adını kullandığını, hangi adıyla bilindiğini bilmiyor. (Mesela Duygu Sipahioğlu’nu Fatma, Gökhan Öner’i Akif diye anons ediyor)

Bunları düzeltmek bu kadar mı zor? Bunlar sadece kural ya da düzeni değil, insana ve sporcuya saygıyı da ilgilendiren konular.

Bir öneri

Bu öneriyi duyunca bazıları çok gülecek, bazıları kızacak. Bazıları da bizi cahillikle suçlayacak. Ama ben ciddiyim. Kadın maçlarının bazıları, 3 set üzerinden oynanmalı. Yani 2 set kazanan takım maçı kazanmalı. Bu şekilde yaşanacak kan kaybının önüne geçilebilir. Düşünün, bir salonda üst üste 4 maç oynanıyor. Ortalama 4 setten 16 set. Maç araları ve ısınma ile birlikte yaklaşık 8 saat sürüyor. Maçların % 95’inin sonucu zaten önceden belli. Bir o kadarı da son derece keyifsiz. Ne seyirci dayanabilir bu ızdıraba, ne de basın. Hakemler dahi çoğu zaman fenalık geçiriyor para kazanmalarına rağmen. Göz önündeki maçlar haricinde ilk seti kazanan takıma vermeye çalışıyorlar çoğu müsabakayı. İlk dört sırada yer alan takımların kendi aralarında oynadıkları, Türkiye Kupası maçları ve play-off serileri haricindeki kadın maçları 3 set üzerinden oynanabilir. İnanın bu şekilde insanlar daha az soğur voleyboldan.

Kurallar açısından bir sıkıntı yok merak edenler için. TVF Yarışma talimatnamesinin 11.1.1 maddesi çok açık. “Federasyon, belirleyeceği statüde, bu Talimatın 10 ve 17. maddelerinde yer alan hükümlere ve müsabakalara katılacak hakem, sporcu ve spor elemanlarına yönelik kısıtlamalar ile uluslararası oyun kurallarından farklı uygulamalar getirebilir”.

Öneri bizden, tartışması sizden.

TVF salonunu unuttu mu?

6 Mart 2010 günü törenle temeli atıldığında tatlı bir heyecan yaşamıştık. 19 Kasım 2010 günü hizmete girdiğinde, harika bir organizasyon ve keyifli bir maç seyretmiş, (Vakıfbank Güneş Sigorta-Fenerbahçe Acıbadem süper kupa maçı)  son derece mutlu olmuştuk voleybol adına. Elbette çeşitli eksiklikler vardı salonda ama, 8,5 ayda hizmete giren böyle bir yapıda bu kadar kusur olurdu haliyle. Bunları geçtiğimiz ocak ayında yapılan toplantıda TVF Başkanı Erol Ünal Karabıyık’a iletmiş, bu eksikliklerin CEV Şampiyonlar Ligi dörtlü finaline kadar tamamlanacağını öğrenmiştik. Anlayacağınız üzere Burhan Felek Voleybol Salonundan bahsediyoruz.

Ancak açılıştan itibaren 1 yıldan fazla zaman geçti ve aynı eksiklikler olduğu gibi duruyor. Bunu söylemek içimden gelmiyor ama, TVF kendi salonunu unutmuş gibi bir durum var ortada. Aşağıdaki eksiklikler giderilirse, Burhan Felek’te ince ayar yapılmış olacak.

– Basın tribünü yetersiz ve yeri hatalı. Gerek görüş açısı, gerekse seyirci ile iç içe olması nedeniyle verimsiz bir çalışma ortamı var. Sahaya uzak olması nedeniyle maç önü ve sonu röportajlarına imkan vermiyor.
– Kapılar salon içerisinde serbest hava dolaşımına müsade edecek şekilde açılıp kapanıyor. Doğal olarak cereyan yapıyor ve soğuk havalarda içeridekileri üşütüyor.
– İşaretler ve yönelendirmeler eksik. Hangi tribüne nereden ve nasıl gidileceği, hangi koltukların nerede olduğunu gösterir tabelalar ya yok, ya da okunamayacak kadar küçük hazırlanmış ve kötü yerlere konmuş.
– Tahliye planı yok. Kalabalık bir günde acil bir durum olsa (yangın, deprem, terör vb.), insanların nasıl tahliye edileceğine dair planlar ya yok, ya da biz göremiyoruz aradığımız halde. Kaldı ki, bunu seyirciler de kolaylıkla görebilmeli ve anlayabilmeli.
– Otopark hala sıkıntılı. Salona ait araziye ve otoparka giren araçlara dışarıdan insanlar müdahale ediyor. Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünün elemanları olduğunu söyleyen (Ancak kılık kıyafetleri ve davranışları, kendilerini pek doğrulamıyor) kişiler, TVF’nin işletiminde olan yerlere engeller koyabiliyorlar.
– İnternet sıkıntılı. Çoğu zaman kesiliyor. Hem basın mensupları sıkıntı çekiyor, hem de gelen yabancılara karşı ayıp oluyor. Herhangi bir sıkıntı halinde salon görevlileri koşturarak anında müdahale ediyorlar. Ancak kalıcı bir çözüm bulmak şart.
– Basın Toplantı Odasındaki masa küçük, sandalye yetersiz. 4  kişilik masa yetmez çoğu zaman, en az 7 kişilik bir masa ve sandalye koymak gerek.
– Bazı tuvaletlerde hala kadın-erkek ayrımı yapılmamış, işaretler eksik. Kullananların kafası karışıyor.

Bu haftalık da bu kadar, bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle.

Kayhan Kösem
kkayhan@hotmail.com

 


Haberi Paylaş