“Hayatta voleybol için her şeyimi verdim”

Fenerbahçe HDI Sigorta’nın İranlı yıldızı Saeid Marouf’u ve muhteşem başarılarla dolu kariyerini kelimelerle anlatabilmek oldukça zor, tüm bu yaptıklarını gösterişsiz ve naif bir dille anlatışı ise hayranlık uyandırıcı…

İran’ın erkek voleybolunda söz sahibi ülkeler arasında olmasında büyük emekleri olan ve geçtiğimiz yaz milli takım kariyerini noktaladığını açıklayan dünyaca ünlü pasör Mir Saeid Marouf Lakrani ile Fenerbahçe Dereağzı Lefter Küçükandonyadis Tesisleri’nde bir araya gelerek voleybola bakış açısından Fenerbahçe HDI Sigorta’ya transferine, genç oyunculara olan tavsiyelerinden “Şimdi Fenerbahçeliyim, büyük Fenerbahçeliyim” diyebilme sebeplerine kadar birçok konuyu konuştuğumuz keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Kariyerinize bugüne kadar hem milli takımla hem de kulüp takımlarıyla birçok kupa ve madalya sığdırmayı başardınız. Tüm bu başarıları elde ettiğiniz yolculuk boyunca sizin için dönüm noktası hangi an oldu ve bu başarıların en anlamlı olanı hangisiydi?

Milli takımla 2011’de FIVB World League (Dünya Ligi) oynamaya başladık, ondan önce sadece Asya’da mücadele ediyorduk, hep de kazanıyorduk ama 2011’den sonra Dünya arenasında yer aldık. Biz o zaman daha büyük turnuvalarda daha iyi milli takımlarla mücadele ettik. Benim için çok önemliydi çünkü o dönem voleybolun popüleritesi arttı ve İran’da herkes voleybolu sevmeye başladı. Çocuklardan yaşlısına kadar herkes voleybol izliyordu, hatta başka takımların da maçlarını takip ediyorlardı. Asya Ligleri, Polonya Ligi, Brezilya Ligi maçlarını da heyecanla izlemeye başladılar. Ardından İran Milli Takımı olarak daha büyük bir sorumluluk hissettik. Daha büyük turnuvalar oynadık, daha güzel maçlar yaptık ve her zamankinden daha fazla eğlendik.

Rusya’da oynadığım dönemde Rusya Kupası, Rusya Ligi ve CEV Şampiyonlar Ligi şampiyonlukları yaşadım, onlar benim için gerçekten önemliydi. Ama hangi başarının daha önemli olduğunu söyleyemem. İran ile 4 kez Asya Şampiyonası’nı kazandık, bizim takımımız için çok önemli. 2014 Dünya Şampiyonası’nda 6’lı Final oynadık, World League’de Final Four oynadık. Bunların hepsi önemli ama 2011’de Asya’dan Dünya Ligi’ne katılmamız her şeyin değiştiği an oldu diyebilirim.

Voleybolu senelerdir en üst seviyede oynamaya devam edebilmek ve hem ulusal hem de uluslarası arenada yaşayan bir spor ikonu olarak gösterilmek çok takdir edilesi. Siz bu sürekliliği ve kariyerinizde elde ettiğiniz tüm bu başarıları hangi kriterlere bağlıyorsunuz?

Voleybola başladığım zaman çoğu şeyden vazgeçmek durumunda kaldım, okulumu ve ailemi bıraktım. Başlama noktasında voleybol için her şeyimi verdim. O zaman hiçbir şey şu anki gibi değildi, İran’da voleybol çok fazla takip edilmiyordu. İzleniyordu ama popüler bir spor dalı değildi. Sır olarak bir şey söyleyemem ama bence hayatta verdiğinin daha sonra daha iyisini alırsın. Hayatta voleybol için her şeyimi verdim ve çoğu şeyden vazgeçmek zorunda kaldım. En iyi bildiğim şey voleybol, hayatımda voleyboldan başka hiçbir şeyi bu kadar iyi bilmiyorum. Milli Takımımızın kampında bazen 6-7 ay kalırdık, küçük yaş gruplarından en büyük yaş kategorisine kadar aylar boyunca kampta kaldığımız dönemler oldu. Hayatta bir şeyleri onun için veriyorsan hayat da onu sana bir şekilde geri veriyor. Her zaman geceden gündüze ve hayatımın her noktasında voleybol düşünüyordum. Milli takımımla hiç turnuva kaçırmadım, hepsinde yer aldım. Hala da voleybol hayatımın merkezinde, ben voleybol için tüm fedakarlıkları yaptım ve voleybol da bana her şeyi verdi. Yaptığım her şeyden memnunum. Voleybol ile yaşadım, voleybol da bana daha fazlasını verdi.

Sizin için genç sporcu kavramı ne ifade ediyor, bu bağlamda kariyer basamaklarının henüz başında olan genç sporculara neler tavsiye edersiniz?

Milli takımda üç farklı yaş grubuyla oynama fırsatım oldu. Gençleri de anlıyorum ama genç sporcuların bazıları başka dünyada. Bazen tam konsantre olamıyorlar. Eğer hedeflerine başarı ile ulaşmak istiyorlarsa diğerlerinden farklı bir hayat yaşamaları gerektiğini bilmeleri gerekli. O yüzden bizler mi onlar mı daha iyi düşünüyor bilmiyorum ama şimdi her şey değişmiş durumda. Kendi takımımızdaki genç oyuncularla konuştuğumuzda onlara diyorum ki “Bir şeyleri başarmak için neleri feda etmen gerektiğini, neler vermen gerektiğini ve hayatın sana neler verebileceğini biliyor musun yoksa ben zaten yetenekliyim ve her şeye sahibim mi diyorsun?”

Bazen de genç oyuncular çok yetenekli oluyor ama Allah’ın onlara verdiği bu değerin kadrini kıymetini bilmiyorlar. İstediklerini yapıyorlar, iyi sıçrıyorlar, hızlılar, yüksekler, herkes onların iyi olduğunu ve olacağını konuşuyor. “Siz şöyle olacaksınız, bu şekilde yükseleceksiniz, 15 sene milli takımda oynayacaksınız…” deniyor. Onlar çok çalışmaları gerektiğini unutuyorlar, çalışmadan her şeyin yetenekle olabileceğini düşünüyorlar. Ama profesyonel olduğun zaman yeteneğin beraberinde çok da çalışmaları gerekiyor, öyle durumlarda bir şeyleri unutmak lazım. Aynı anda sporu ve özel hayatı birbirine karıştırarak başarılı olamazsın, bu şekilde sporunu geliştiremezsin. Sporda en üst seviyeyi istemek, özel hayatı biraz az düşünmeyi ve bazı şeyleri silmeyi gerektiriyor. Bunları ve neler istediklerini bilseler, kendilerini tanısalar o zaman çok rahat ve hızlıca gelişebilirler. Her şeye sahip olmak istiyorlar: İyi bir kulüp, iyi bir milli takım, iyi para, iyi yaşam… Özellikle gençken kendinden bir şeyler vermek gerekiyor. Genç oyuncuların en büyük hataları, hiçbir şey vermeden her şeyi başarmak istemeleri. Bunu düzeltirlerse onlar için her şey daha iyi olabilir.

Her oyuncu Saeid Marouf ile oynamak ister. Peki Saeid Marouf’un kariyeri boyunca oynadığı isimlerden en beğendiği oyuncu hangisi?

Çok iyi oyuncularla oynadım ama bence Maxim Mikhaylov. O başka bir sporcu, bambaşka bir insan. En saygı duyduğum sporcu, benim için sıradan olmayan ekstra bir isim diyebilirim.

Kariyerinde dört olimpiyat şampiyonluğu bulunan dünyaca ünlü isim Karch Kiraly ile Amerika’da bir araya gelerek sosyal medya hesabınızdan bir paylaşımda bulundunuz, buluşmada neler yaşandı? Spor yaşantınızın ilerleyen bölümünde sizi de antrenör olarak görecek miyiz, bu yönde bir planınız var mı?

Amerika’da birtakım klinik çalışmalar yapmıştım, bulunduğum salonda onun da ofisi vardı. Geldiğinde görüşmüştük. Üç farklı kategoride dört olimpiyat şampiyonluğu yaşayan bir spor efsanesi. Tabi ki ondan çok şey öğrenebilirim, orada çok konuşmadık. Sadece beş on dakika konuştuk ama ofisinin bana her zaman açık olduğunu ve istediğim zaman onunla voleybol hakkında fikir alışverişi yapabileceğimi söyledi. Onunla iş anlamında bir bağlantım olması durumunda ondan çok şey öğrenebileceğime eminim.

Antrenörlük konusunda ise kesinlikle düşünüyorum, %100 hatta %200… Voleyboldan uzak çok kalamam, hayatımda şimdiye kadar voleybol vardı bundan sonra da voleybol olacak. Diğer pozisyonları çok sevmiyorum, sadece antrenörlük düşüncem var.

Fenerbahçe’den teklif geldiğinde neler hissettiniz, transfer sürecinizde neler yaşandı ve daha önce Türk takımlarından transfer teklifleri almış mıydınız? Takıma çok çabuk adapte oldunuz, uyum süreci sizin için nasıl geçti?

Daha önce 2015 yılından itibaren ve 2016 ile 2018 yılları da dahil olmak üzere Türk takımlarından çeşitli teklifler almıştım ama ben içime sinmediğini düşündüğüm tekliflere hiçbir zaman “Evet” diyen biri olmadım. Bu sadece buradan aldığım transfer teklifleri de değil, genel anlamda söylüyorum. Fenerbahçe’den teklif geldiğinde Çin’de kontratım vardı, daha öncesinde oraya imza atmıştım ve vize bekliyordum. Belki vizem gelseydi buraya gelemeyecektim. Vize süresi uzadıkça iptal etmek durumunda kaldım ve Fenerbahçe’ye katıldım. Fenerbahçe’ye “Evet” dediğimde onların beni yardım etmem için çağıracaklarını düşündüm. Kısa bir sezon söz konusuydu ve başlarken nasıl gideceğini merak ettiğim ve sadece denemek istediğim için seçtim. Üç yıl Çin’de oynamıştım, nasıl gideceğini merak ettim ve Türkiye’de şansımı denemek istedim. Ama geldikten sonra her şey değişti. İnsanları ve Kulübü gördüm, çok profesyonel ve büyük bir Kulübü görünce hayran kaldım. Sadece voleybol değil, futbol, basketbol ve diğer branşları gördüğümde kendim için doğru seçim olduğunu anladım. Bu organizasyonun iyi bir parçası olabileceğimin farkına vardım. Ne kadar sürede olduğu fark etmez, bu büyük organizasyonun ufacık bir parçası bile olsam benim için iyi bir tecrübe olacaktı. Şimdi Fenerbahçeliyim, büyük Fenerbahçeliyim. (gülüyor)

Fenerbahçe HDI Sigorta’ya transferinizden itibaren takımın performansında özellikle lig etabında günden güne yükselen bir ivme söz konusu oldu. Yarı final maçlarında sizce neleri daha iyi yapmalıydınız?

Türkiye’ye geldiğim ilk günden bana Ziraat Bankkart’ın ligin en iyi takımı olduğu söylendi ama o dönem kötü oynuyorlardı, antrenör değişikliğine gittiler. Bizim üst üste dokuz galibiyetten sonra özgüvenimizin çok fazla olduğunu söyleyebilirim. En büyük sıkıntı da lig sonu verilen ara oldu, normal sezon ve final etabı arasında bizim için büyük bir boşluk oluştu. O süreçte 18 gün gibi bir boşluk vardı ve sadece iki hazırlık maçı oynadık. Bu sadece bizim için değil, Halkbank da ligi lider bitirip uzun süre oynamadı ve final etabında ilk maçı kaybetti. Burada elbette sadece ufacık bir sebepten bahsediyoruz. O maçta normal sezonda oynadıkları oyunlarındandan da iyi bir performans ortaya koydular. Biz kendimizi onların bu performansına göre hazırlamamıştık. Ama ilk maçı evimizde kazanmış olsaydık, seride bizim için her şey çok daha farklı olabilirdi.

İtalya ve Rusya gibi önemli liglerde forma giymiş bir yıldız oyuncu olarak Efeler Ligi’ni dünya arenasında diğer liglere göre nasıl konumlandırırsınız?

Efeler Ligi dünya ligleri içerisinde ilk dörtte olabilir. Ligde üç dört tane iyi takım var. Bu konuda bir düşüncemi de paylaşmak istiyorum, bir şey hissediyorum o da lige daha fazla iyi antrenörün katılması lazım, iyi antrenörler gelirse o zaman kalite daha da yükselebilir.

Türkiye’ye daha önce düzenli olarak geliyor muydunuz, spor yaşantınızın ardından hayatınıza tamamen burada devam etmeyi düşünüyor musunuz?

Türkiye’de yaşamak güzel, benim ülkeme çok benzetiyorum. Beş yıl önce Amerika’da yaşamaya karar verdim, orada yaşıyorum ama iş için Türkiye’de devam edebilirim. Hem kadın hem de erkek voleybolunda büyük bir kapasitesi var, bildiğinizi ve öğretebileceğinizi paylaşabileceğiniz bir alana sahip. Sportif anlamda büyük bir potansiyel olduğunu düşünüyorum.

2022 Erkekler Voleybol Dünya Şampiyonası’nda İran Erkek Voleybol Milli Takımı, zorlu bir grupta mücadele edecek. Geçtiğimiz yaz milli takım kariyerinizi sonlandırdığınızı açıklamıştınız, bu kararınız kalıcı mı ve İran voleybolunun geleceği hakkında neler düşünüyorsunuz?

İran’da herkes zannetti ki ben voleybol ile vedalaştım. Orada resmi bir röportaj vermedim, kendi sayfamda milli takım kariyerimi noktaladığımı paylaştım. Herkes voleybolu bıraktığımı düşündü ama ben milli takım kariyerimi noktalamıştım. Şu an dönme şansım yok, ben bir şeyi düşündüğüm zaman söylerim ve söylediğimde de bu değişmez.

İran’da yetenekli genç oyuncular var, beraber oynadığımız 24-25 yaşında iyi oyuncular da var. Ben oyuncular açısından her şeyi çok iyi görüyorum, potansiyel var ama biraz zor olacak. Jenerasyon da dahil olmak üzere çoğu şey değiştikten sonra her şeyin oturması için biraz zaman lazım. Bir-iki yıl belki zor geçecek ama iyi ve yetenekli oyuncular olduğunu söyleyebilirim. Bu süreçte organizasyon ne kadar iyi olursa takım da hedeflerine ulaşırken o kadar hızlı yol kateder.

Yurt dışındaki sporcu arkadaşlarınıza Fenerbahçe’yi nasıl anlatıyorsunuz?

Dünyada başka iyi takımlar var ama onlar sadece voleybol takımlarıyla tanınıyor. Fenerbahçe adı geçtiğinde ise durum daha başka, Fenerbahçe kocaman bir kulüp. Fenerbahçe gibi bir kulübün voleybolun da içerisinde olması çok değerli, dünyanın neredeyse her yerinde insanlar futbola çok ilgili ama böyle büyük bir kulübün voleybola destek olması biz oyuncular için çok önemli.

Fenerbahçe’nin tam anlamıyla bir Spor Kulübü olması beni çok etkiliyor. Sadece voleybol takımı değil, on dört tane oyuncu ve beş tane antrenör değil… Fenerbahçe Televizyonu’na gittiğimde bunu anlayabiliyorum. Diğer branşlara baktığımda; futbol, erkek basketbol, kadın basketbol, kadın voleybol, erkek voleybol, altyapı, yüzme, kürek, boks, yelken… Bunu gerçekten görebiliyorum. Bu, tüm Türkiye için çok önemli. Yurt dışından başka insanlarla konuşurken onlara Fenerbahçe’nin Türk kültürü için ne kadar büyük bir öneme sahip olduğundan bahsediyorum. Mesela Fenerbahçe’yi Kadıköy’den veya İstanbul’dan çıkardığınızı düşünün, çoğu şeyi kaçırmış ve kaybetmiş olursunuz. Fenerbahçe; bu kültürün, bu şehrin gerçekten çok büyük bir parçası.

Kısa kısa:

Kariyeriniz boyunca pas anlamında en iyi anlaştığınızı düşündüğünüz isim?
Maxim Mikhaylov.

Kendiniz dışında en beğendiğiniz pasör?
Hepsi kendi stiline sahip ve kendi stillerinde en iyisi. Rezende, De Cecco, Gianelli…

Türk pasörlerden kimleri söylersiniz?
Ulaş Kıyak ve Arslan Ekşi, ikisinin de stili farklı ama ikisi de iyi.

Gezdiğiniz ve en çok hayran kaldığınız yer?
Evde vakit geçirmeyi seviyorum.

En sevdiğiniz dizi ve film?
Dizi olarak Ezel; filmlerden Greenbook, Notebook.

Fenerbahçe HDI Sigorta’da en iyi anlaştığınız isim?
Hasan Yeşilbudak. Sakin, karakterli, gençlere yardımcı.

CEV Şampiyonlar Ligi’ni bu yıl hangi takım kazanır?
Trentino Itas.

 

 

Haberi Paylaş

Comments are closed.