İki artı bir

Voleybolumuzda son iki ayın tek gündemi, Voleybol Federasyonu’nun Aroma birinci liglerinde yabancı oyuncu oynatılabilme miktarı için bundan iki yıl önce aldığı karardı.

Konu camiamız içinde çok ilgi gördü. Geniş bir kitle durumu her halde yeni farketti ve bu karara tepki verdi. Federasyonu bu kararından vazgeçirmek için baskı yapmaya başladılar. Ancak insanların gösterdiği tepki ve federasyonu bu kararından caydırma çabaları nedense kararın alındığı tarihde değilde kuralın uygulanacağı sezonun hemen öncesinde yapılmaya başlandı.

Gündemi bu kadar yoğun işgal eden bu konuyla ben de ilgilenmeden yapamadım. Ancak ben konuyla başka yönden ilgilendim. Bu kurala tepki gösterenler ne istiyorlar ve olayı nasıl değerlendiriyorlar.

Konuyu incelemeye önce seyircilereden başlıyalım. Seyircileri ikiye ayırmamız gerekiyor: taraftarlar ve voleybol severler.

Taraftarlar sadece takımlarının yeni sezonda alacakları başarıya bakıyorlar. Onlara göre yerli veya yabancı oyuncuların en iyilerinin kendi takımlarında toplanması ve katıldıkları her kategoride başarılı olmaları gerekiyor. Olayın diğer boyutları onları ilgilendirmiyor ve her türlü kısıtlamanın yatırım yapmakta olan kendi takımlarını engelleniyor olarak kabul ediyorlar. Bu kesim için fazla söylenebilecek bir şey yok. Onları kendi bakış açılarına göre haklı sayabiliriz.

Gelelim Voleybol sever olarak kabul ettiğimiz kesime. Onlar da son senelerde liglerimizin bilhassa üst sıralarına oynayan takımlarımızın dünyanın en iyi oyuncularını Türkiye’ye getirmelerinin, dolayısıyla böyle oyuncuların çok olduğu bir ligi çıplak gözle izleme fırsatının ellerine geçmesinin etkisinde kalarak tepki veriyorlar. Ellerinden bu keyiflerinin kaçacağını düşünüyorlar. Yine bu kesim de Avrupa Kupalarında yabancı oyuncunun azalması nedeniyle başarının azalacağı endişesi bu kurala tepki vermelerine neden oluyor. Ancak biraz sonra anlatacağım nedenle bu kesimin tepkisi bence çok yersiz.

Bir de muhallifler var. Bu kişiler şu veya bu nedenle Voleybol Federasyonu veya Federasyon Başkanı ile ters düşmüş kişiler. Bunlar amacı bu federasyonun aldığı her karara muhalefet etmek ve bu vesileyle Başkanı veya kurullarını yıpratmak. Bu iki artı bir kararı bu kişiler için iyi malzeme. Ancak ben bu kişilerin düşüncelerine pek itibar etmiyorum. Çünkü bu kişilerin fikirleri bana pek samimi gelmiyor.

Gelelim konunun esas sahipleri kulüplere. Tabiî ki bu karar da en çok konuşmak, tepki göstermek hakkı onların. Çünkü onlar voleybola yatırım yapıyorlar, önemli paralar harcıyorlar. Türkiye Liglerinin kalitesini yükseltiyorlar ve Avrupa kupalarında oynama hakkı olanlar Türkiye’yi o platformda da en iyi şekilde temsil ediyorlar. İşte Türkiye’yi Avrupa kupalarında temsil eden ve bu kupaları kazanmak istiyen kulüplerimiz bu kısıtlama kararına çok karşılar. İlk bakışta haklı gibi gözüküyorlar. Çünkü bu kupalarda şampiyon olabilmek için Avrupa’nın hatta Dünya’nın en iyi takımlarını yenmek lazım. Yani bu takımlarımızın çok iyi oyunculardan kurulu olması lazım ki bunun da kaynağı yabancı oyuncudan geçiyor. Bir yere kadar böyle düşünmek doğru. Ancak iyi takım olmak için sadece kaliteli yabancı oyuncu sayısının fazla olması gerekmiyor. Tüm koşulların iyi olması halinde başarılı olunuyor. Bu duruma bir örnekleme yapalım. Geçen sene bayanlar kategorisinde Şampiyonlar Ligine üç takımla katıldık. Aralarında en çok yabancı oyuncusu olan takımımız Fenerbahçe Acıbadem iken enaz yabancısı olanda Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom’du. Netice ne oldu? Güneş Sigorta Şampiyonlar Ligi’ni kazandı, beş yabancısından ancak üçünü oynatabilen Fenerbahçe Acıbadem Aroma Türkiye Ligini kazandı, Eczacıbaşı da Türkiye Kupasını kazandı. Yani Fenerbahçe beş yabancı oyuncusu ile yenemediği Güneş Sigorta’yı üç yabancısıyla yendi. Demek oluyor ki başarı kazanabilmek için bir tek fazla yabancı oyuncu oynatmak sorunu çözmüyor. Üstelik bu sene uygulanacak olan iki artı bir kuralı sadece I. Liglerimizde ve Türkiye Kupasında geçerli. Avrupa kupalarında kadrondaki tüm yabancı oyuncuları kısıtlama olmadan oynatabiliyorlar. 

Bu kulüplerimiz bu duruma da itiraz ediyorlar. Deniyorki biz liglerimizde Avrupa kupalarında oynayan kadroyla oynayamadığımız için takımımızı bu maçlara iyi hazırlayamıyoruz. Bence bu da doğru değil. Çünkü liglerimizde bu takımlarımızın kendi aralarında yaptıkları dört ila altı maçın dışında oynanan müsabakaların neticeleri daha maaçlar oynanmadan önce hepimizce malum. Yani bu maçlar takımlarımızın için iyi bir hazırlık olmuyor. Bunun yanında yine bu takımlarımız Avrupa kupalarında final maçlarına gelinceye kadar oldukca çekişmeli, bazen kaybettikleri çoğunlukla kazandıkları ondan fazla maç yapıyorlar. Bu maçlarda tam kadroyla oynayabildikleri için finallere gelinceye kadar bu oyuncuların bir birleriyle oynama, uyum sorununu halletme fırsatını buluyorlar.

Şimdi duruma bir de Voleybol Federasyonu’nun gözlüğü ile bakmaya çalışalım. Türkiye Voleybol Federasyonu’nun görevi tüm takımlarımızı başarılı kılmak. Yani Kulüp takımlarımızın Avrupa kupalarında başarılı olmalarını, Ulusal takımlarımızın da kendi alanlarında başarılı olmalarını sağlayacak çalışmalar yapmak veya kararlar almaktır. Durum böyle iken Federasyonumuz ne yapmıştır? Kademeli olarak senelere yayarak kulüplerimize zarar vermeden Ulusal Takımlarımıza daha çok oyuncu kazandırmak üzere bir uygulamaya girmiştir. Aldıkları bu karar tartışılabilir. Doğru bir karar veya değildir. Ancak bu tartışmayı yaparken olaya herkes sadece kendi bakış açısından bakmamalı. Zaman zaman hepimiz konulara egoistce yaklaşmayıp olayları her taraftan görmeye çalışmalıyız.

Bir dahaki yazımda görüşmek dileğiyle sağlıcakla kalın.

H.Jeyan ERBEN


Haberi Paylaş