“İstediğim o değerli 5 dakikamın bir gün geleceğini biliyordum”

Sitemiz dış haberler editörlerimizden Murat Çolakoğlu, Eczacıbaşı VitrA ve Hırvatistan Milli Takımı’nın yıldız oyuncularından Senna Usic ile turuncu-beyazlıların şampiyonluk kutlamaları sırasında bir araya geldi. Başarılı oyuncu ile zorlu Play-Off süreci, İtalya Ligi’nde parlayışı, Hırvatistan Milli Takımı’nın son durumu, uğruna Japonya’ya kadar gittiği voleybola duyduğu aşk ve daha birçok konu hakkında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Siz Voleybolunsesi okuyucuları huzurunda başarılı oyuncuya bu güzel söyleşi için teşekkür ediyor ve başarılarının devamını diliyoruz.


-Klasik bir soruyla başlayalım. Voleybola nasıl başladın?

Sporla iç içe olan bir aileden geliyorum. Babam eski bir basketbol oyuncusu, annem de eski bir voleybol oyuncusuydu. Doğduğumdan beri hep spor salonlarındaydım. Onları izleyerek büyüdüm. Jimnastik ile başladım spora. 6 yaşında yani 1992’de girdiğim bir yarışmada Hırvatistan’da 2. bile olmuştum. Fakat daha sonra antrenörlerim ailemle konuşarak benim bu spor için fazla olduğumu söylemişler. Annem voleybolu bırakınca, bir voleybol okulu açtı ve ben de orada voleybol öğrenmeye, oynamaya başladım. Orada iki yıl oynadım. Annem aynı zamanda antrenörüm olmuştu. Zamanla okul Klub Obdojkaški Velika Gorica ismini verdiğimiz bir aile kulübüne dönmüştü. Dedem kulüp başkanıydı. Üçüncü ligden başlayıp 4 yıl gibi bir sürede 1. lige kadar yükselmiştik ve Hırvatistan kupasını kazanmıştık. İnanılmazdı.

“Bu nesil her iyi şeyi hak ediyor”

-Yıldız ve Genç Kızlar Hırvatistan Milli Takımı ile büyük başarılara imza attın. 2003 Yıldız Kızlar Dünya Şampiyonası’nda En İyi Servis Karşılayan ve En Skorer ödüllerini almıştın. Müthiş bir başlangıç olmuş olmalı senin için. 
12 yaşımdan beri Milli Takımlarda oynuyorum. Hırvatistan’da voleybol oynamaya istekli çok kız yoktur genelde. Bu yüzden benden bir önceki nesile katılabilmiştim. Bizim jenerasyonumuzda çok yetenekli genç kızlar vardı. 2003’te aynı zamanda Yıldız Kızlar Avrupa Şampiyonası’nı kazanmıştık ve En Değerli Oyuncu seçilmiştim. Dünya Şampiyonası’nda da dediğiniz gibi 1-2 ödül almıştım.
 
-Hırvatistan o zamanlar gerçekten iyi bir jenerasyon yaklamıştı. Herkeste Barbara’nın (Ruzic-Jelic) bıraktığı mirası devam ettireceğinize dair düşünceler vardı.

Evet, haklısınız. Birkaç senedir federasyonumuzla büyük sorunlarımız var. Gerçekten çok yetenekli oyuncularımız var. Ancak ekonomik sorunlarımız o kadar çok ki takımımız da ister istemez negatif etkileniyor. Umarım ileride federasyonumuz bütün bu sorunları çözebilir çünkü bundan daha fazlasını hakediyoruz. Öncelikle iyi yabancı bir koça ihtiyacımız var çünkü Hırvatistan’da öyle bir koç yok. Ve tabii ki sonrasında iyi antrenman yapmaya ve kaliteli kamp süreçlerine ihtiyacımız var.

-Maja Poljak kısa bir süre önce ulusal takımlarda oynamayacağını açıkladı. Peki sen Ankara’da Olimpiyat Elemelerinde olacak mısın?
Evet, orada olacağım. Şimdilik kararım bu yönde. Elimden geldiği kadar ülkemin takımını desteklemeye çalışacağım. Hala gencim, daha sadece 25 yaşındayım. Yoğun bir programda oynayabilecek kadar sağlığım yerimde.

-Sence federasyonunuzla olan problemler çözülecek mi? Hırvatistan’ın 1990 sonlarındaki performansına ve eski kimliğine kavuşacağına inanıyor musun? Bu sorunların sebebi sence sadece finansal problemler mi? Yoksa başka iç problemler olabilir mi?
İyimser olmayı tercih ediyorum. Sadece finansal sorunlarla ilgili değil tabi. Aynı zamanda iyi bir antrenöre ihtiyacımız var dediğim gibi. Hiçbir zaman turnuvalar için iyi hazırlık süreci geçirmedik. Aslında hepimiz yabancı liglerde oynadığı için şanslıyız. İyi bir antrenörümüz olursa, bir şeylerin değişebileceğine inanıyorum. Böyle bir değişimi en çok isteyen kişilerden biri olduğumu düşünüyorum. Devamlı federasyon başkanımızla konuşup onu daha iyi fırsatlar oluşturması için zorluyorum çünkü bu neslin her iyi şeyi hakettiğine inanıyorum.

“VakıfBank’a karşı oynadığım 2006’daki yarı finali hala unutamıyorum”

-Milli takımların yanı sıra, bu yaşta şimdiden kulüpler seviyesinde önemli başarıların var. 2004 Hırvatistan Kupası’nı kazanmandan konuştuk. Bir yıl sonra Perugia’ya transfer oluyorsun. İtalya o zamanların belki de en iyi ligine sahipti ve Perugia da müthiş kadrosuyla o ligin en iyi takımlarından biriydi. İtalya’ya taşınıp Olimpiyat madalyalı oyuncularla daha 19 yaşındayken oynamak nasıldı?
Gerçekten mükemmeldi! Şimdi geriye baltığımda, o yaşta yabancı bir ülkeye gidip çok zor bir ligde çok iyi bir takımda oynamanın cidden cesur bir karar olduğunu düşünüyorum. Kendimi geliştirmek ve Mirka, Fofao, Walewska, Zetova ve diğerleri gibi oyuncularla antreman yapmak bile bir şanstı benim için. Çok gururlu ve mutluydum. İtalyan Ligi’nde oynarken, Şampiyonlar Ligi’ni kazanırken (gülüyor) unutulmaz deneyimlerim oldu. Özellikle Cannes’da 2006’da VakıfBank’a karşı oynadığımız Şampiyonlar Ligi yarı finalini hala unutamıyorum. Zetova sakatlanmış ve yerine ben girmiştim. VakıfBank 2-1 öndeydi. Ben oyuna girdikten sonra erçekten iyi oynayıp kritik sayılar üretmiş ve takımının maçı almasına yardımcı olmuştum. O an gerçekten çok heyecanlıydım çünkü hem takımımın bana ihtiyacı vardı hem de benim için büyük bir fırsattı. Sadece sahada eğlenmeye konsantre oldum. Kendime olan güvenimi yüksek tutmaya çalışıp dünyanın en iyi oyuncularıyla her gün ne kadar çok çalıştığımı hatırlattım. Sonunda iyi sonuçlandığı için mutluyum.

“Japonya’da oynamak aldığım en doğru karardı”

-Perugia’da iki yıl oynadıktan sonra Japonya’da Pioneer Red Wings’e transfer oluyorsun. Neden Japonya?
Japonya’da bir takım sahaya sadece bir yabancı oyuncu sürebiliyordu. 21 yaşındaydım ve bir günde 7 saat antreman yapılan bir ülkede oynamanın benim için müthiş bir gelişme fırsatı olduğunu düşündüm. Aynı zamanda antrenörümüz Toshi Yoshida’nın çok çalışkan bir koç olduğunu ve 2002 Dünya Şampiyonası’nda Amerikan Kadın Voleybol Milli Takımı ile 2. olduğunu biliyordum. Gerçekten çok eşsiz bir deneyimdi. Sahada çok fazla top alıyordum ve bu benim gelişmeme müthiş katkı sağlıyordu. Japonya’da oynamak şüphesiz aldığım en doğru karardı. 

-Daha sonra kısa Cesena dönemimden sonra Pesaro geliyor. Bu süreçlerden de biraz bahseder misin?
Cesena’da sahada ana oyunculardan biriydim. Her maç 20 civarı sayı üretiyordum. Sanırım bu durum Pesaro’dakilerin dikkatini çekti ve bana teklifle geldiler.

“Ben en iyi voleybolumu hep üzerimde çok baskı varken oynarım”

-Pesaro’daki iki yılın için Avrupa’da kaliteli oyunculardan biri olarak tanınmaya başlamanın miladı diyebiliriz, değil mi?
Evet ama üzerimdeki baskı gerçekten çok fazlaydı. Bir yıl önce İtalyan Ligi Şampiyonu olmuşlardı. 2. veya 3. olmayı başarı olarak kabul etmiyorlardı. Ancak ben en iyi voleybolumu hep üzerimde çok baskı varken oynarım. Şampiyonlar Ligi’ni ancak maalesef hiç kazanamadık. Ve tabi (Destinee) Hooker meselesi de bize 2. sene pek yardımcı olamadı.

-Ayrılışı ve takip eden dedikodular sizin takım oyununuzu oldukça etkilemiş olmalı.
Tabii ki. Onunla belki şampiyon olabilirdik. Gerçekten çok üzülmüştüm. Voleybol bir takım sporu, tenis gibi değil. Birbirimize bağlı bir oyunumuz var. O Dörtlü Final Pesaro için bir ilkti ve o kupayı gerçekten İtalya’ya götürmek istemiştik. Takımımızın çok da alternatifi yoktu. Yedekteki oyuncular çok gençti. Eğer bir hafta değil de bir ay önce ayrılsaydı belki bir çare bulabilirdik. Ancak bu tip bir ayrılış çok da sportmence değildi.

-Destinee Hooker ayrıldıktan sonra, twitter hesabından Pesaro’yu desteklemeye devam ettiğini fakat gerçekten çok sakat olduğunu yazmıştı. Bütün voleybol kamuoyu bir ikileme düşmüştü kulüp ve Hooker’dan gelen farklı açıklamalardan sonra.
Bence her şeyden önce kimse kulüpteki tek bir kişiye bile veda etmeden ülkesine gitmemeli. Bence bu gerçekten ne sportmence bir davranış ne de profesyonelceydi. Bana çok şey öğretti aslında bütün bu olaylar. Yine de onun için en iyisini diliyorum. 

-Aslında bir bakıma onun ayrılışı size İtalya Ligi Şampiyonluğunu kaçırmanıza da mal oldu diyebiliriz.
Artık 200 ortaları ve öncesinin bütçeleri yok İtalyan takımlarda. Pesaro başkanı takımı ilk 6 başlayacak üzerine kurmuştu çünkü 12 çok kaliteli oyuncunun masrafı çok fazla olabilirdi. Dolayısıyla o ilk 6’dan en önemli smaçörlerimizden biri ayrılınca ister istemez etkiledi.

“Rekabet varsa, en iyi oyunumu ortaya çıkarırım”

-Peki İtalyan Ligi’nde tüm bu tecrübelerden sonra, seni buraya ne getirdi?
Öncelikle çok hırslı bir yapım var ve kazanmak benim için her şeyin önünde. Transfer döneminde seçimlerimi bana teklif edilen paraya bakarak yapmıyorum ve bu sene de öyle yapmadım. Eczacıbaşı bana en yüksek teklifi yapan takım değildi. Diğer yandan, İstanbul gerçekten çok hoş bir şehirdi. VakıfBank’a karşı 2 yıl önce İstanbul’da Şampiyonlar Ligi’nde oynadığımda, Maja (Poljak) beni akşam yemeğine götürmüştü ve şehre ilk görüşte aşık olmuştum. O zamanlar bir gün tekrar buraya gelmeyi hayal etmiştim (gülüyor). Eczacıbaşı’nın teklifi beni önce açıkçası endişelendirdi çünkü bir yabancı oyuncu kotası vardı. Daha önceki takımlarımda ilk 6 oynadığım için, yedek oturmak çok istediğim bir şey değildi. Ama yapım gereği rekabet olduğunda, en iyi oyunumu ortaya koyarım ve antremanda ve maçta %1000 performans veririm gerekirse. O yüzden yabancı kotasına sonra çok takılmadım. Üstelik Şampiyonlar Ligi’nde oynamak istiyordum ve yüksek hedefleri olan bir kulüpte oynamak istiyordum. Nalan (Ural) benimle iletişime geçtiğinde, Eczacıbaşı’nın yeni ve genç bir jenerasyonla sağlam bir takım kurma sürecinde olduğunu, Maja’nın kulüpteki varlığının benim için iyi olacağını ve sadece 25 yaşında olduğum için benim kulübe ve kulübün geleceğine çok yararlı olacağımı düşündüğünü söyledi. Ancak daha sonra, Şampiyonlar Ligi’nde yedekler arasında oturmak ve tüm o oyunları kenardan izlemek çok ama çok zordu. Sadece sabırlı olmaya çalıştım. İstediğim o değerli 5 dakikamın geleceğini ve herkesin değerimi anlayacağını biliyordum.

-Kritik maçlarda maksimum 3 dakika görev alabiliyordun ve bu da tabi kendini kanıtlamak için doğal olarak yetersizdi.
İlk 6’dayken hayat gerçekten kolay. Isınmış oluyorsunuz ve maç kondisyonunda oluyorsunuz. Ancak 3 dakikalık bir şansta parlamaya çalışmak gerçekten çok zor.

-Kenardan şansını beklemek ve her zaman tüm beklentileri cevaplamak için 100% hazır olmaya çalışmak senin için çok zor olmuş olmalı. 
Sabırlı bir oyuncuyum ben. Çok çalışırım ve disiplinliyimdir. O süre içerisinde çok fazla ekstra antreman yaptım. Yüzme havuzuna gittim ve spor salonunda daha fazla saat geçirdim.

“Beni kimse demoralize edemez”

-Senin için bu sezon dönüm noktası neydi? Tüm sezon boyunca hem takım hem de sen ve Mirka bireysel olarak eleştirilerin odağında yer aldınız. Sene sonunda bu eleştirileri yok eden sence ne oldu?
Mirka sakatlanmıştı ve daha fazla zaman almaya başlamıştım. Ancak bunun yanısıra, maç içinde bir değişiklikte 2 veya 3 dakikada kendi kalitemi göstermemin zor olduğunu herkes biliyordu ve oyun kalitemi bilenler bana güvenmeye devam etti.

-Sen Pesaro’da iken Lorenzo Micelli Bergamo’yu çalıştırıyordu. Dolayısıyla seni de oldukça iyi tanıyor olmalı. Oyun stilini, güçlü yanlarını, vs…
Evet, bana güvendi Lorenzo. Bana her zaman çok çalışmamı, vazgeçmememi ve ne yapabileceğimi bildiğini söyledi. Bunu söylemek belki garip ama hep kendime güveniyordum. Kendi oyun kalitemi biliyorum. Yapabileceklerimi ve yapamayacaklarımı biliyorum. Nelerin üzerinde çalışmam gerektiğini biliyorum. Hazırlık sürecimizde de Uralochka’ya karşı hazırlık maçı yaptık. Orada gerçekten iyi oynadım ve iyi formda olduğumu gördüm. Bu oyun bence bana Play-Off’larda oynamam için anahtarları verdi. Her şeyden öte bence takım her şeyin üstünde. Herkesin yardımıyla takımıma destek verebildiğim için mutluyum.

-Herkes hala senin Play-Off’lardaki performansını konuşuyor. Mücadeleci yapın, azmin herkesi sana hayran bıraktı. Son setlerde bloklarından sonra ve özellikle Gözde’ye (Sonsırma) yaptığın blok sonrası çığlığın ve Micelli’ye sarılman Eczacıbaşı taraftarları tarafından çok konuşuldu ve çok sevildi. Takımın için gerçekten oyunun kaderini değiştirdin finallerde.
Evet, o bloğu hatırlıyorum (gülüyor). Bu benim karakterim. Sahada hep eğlenmeye çalışırım. Voleybol benim için iş değil. Ailem sayesinde bu aşk benim damarlarımda var. Beni kimse demoralize edemez. Hep inişlerim çıkışlarım olur ama her zaman geri dönerim. Her zaman voleybol dünyasını şaşırtacak başarılı bir yol bulurum.

“Eczacıbaşı’na kalbimi vermem çok kolaydı”

-Peki ya gelecek sene?
Sanırım buradayım. Gelecek sene için kontratımda bir opsiyon var. Bunu birkaç hafta içinde imzalamalıyım. %99 burdayım seneye.

-Türk voleybol seyircisi gerçekten güzel bir haber. Senin daha da iyi performanslarını göreceğimizi düşünüyoruz.
Bu sadece performansımın bir kısmıydı (gülüyor). Ben de Türk voleyboluna daha çok şey verebilirim gibi hissediyorum. Sadece 25 yaşındayım. Önümde uzun bir gelecek var. İstanbul’u ve Türkleri seviyorum. Eczacıbaşı gerçekten Avrupa’nın en iyi kulüplerinden biri. Organizasyon olarak da Türkiye’nin bence en iyi kulübü. Kulübümü çok seviyorum. Bu kulübe kalbimi vermem çok kolaydı. Şimdiden ailenin bir parçası gibi hissediyorum. 

 


Haberi Paylaş