Maçın önüne geçti

Dün oynanan Galatasaray – Fenerbahçe Universal maçında yaşanan olaylar, sadece maçın önüne geçmekle kalmayıp aynı zamanda voleybol tarihimizde yaşanan en büyük ayıplardan biri olarak da yerini aldı.

Sebepler üzerine

İl Spor Güvenlik Kurulunun aldığı karar sonrası 3 büyükler olarak nitelendirilen takımların  deplasman maçlarına seyirci götürmeleri yasaklandı. Buna rağmen basketbol ve voleybol gibi salon sporlarında bu yasağın gizli bir şekilde delindiği biliniyordu. Nitekim dünkü maçta çok sayıda Fenerbahçe seyircisi, salona alınmamaları gerektiği halde gizlice girmişti Burhan Felek’e. Bu durum, hem eşitliğe aykırı bir durum olarak karşımıza çıkıyor, hem de çıkması muhtemel olaylara alt yapıyı hazırlıyordu. Bunun akabinde özellikle vatandaşları Kim Yeong Keung’u desteklemek için salona gelen Koreli seyircilerin FB Universal’in her sayı alışında çığlık çığlığa sevinerek Galatasaraylı taraftarları çileden çıkarışı, Protokol tribünü tarafında kendilerini gizlemeye çalışan ancak zaman zaman verdiği tepkilerle Fenerbahçeliliği ortaya çıkan seyircilerin haksız varlığı da olayların fitilini ateşledi. Peki bütün bunlar, maçın hakemine vida atmayı, karşı tribünlere çeşitli nesneler fırlatmayı, Koreli turistlere saldırma girişimini ve “Fenerbahçe atkısı açmış dahi olsa” sevinen seyircilere hücum etmeyi gerektirecek şeyler mi? Aslolan şu ki, Galatasaray taraftarı henüz voleybol maçı için hazır değil. Zira değişen yönetimle beraber futbol ve basketbolda ezeli rakibi Fenerbahçe’ye üstünlük kurmaya başlayan GS, voleybolda henüz o seviyeye gelemedi. Bunu bilen ve kendini dizginleyemeyen taraftarı da voleybol maçını çirkinleştirecek eylemlere kalkıştı.
Taraftarın en büyük handikaplarından biri ise maç boyu rakip takım ve oyuncularına küfür etmesiydi. İnanılmaz bir çirkinlikti.
– Fenerbahçe kaşarları dönsün şaşkına!
– Sarı-lacivert formalı g.. verenler!
– O……. çocukları Genç Fenerbahçeliler!
ve daha nice orijinal küfürler. Anlaşılan Galatasaray taraftarının voleybol kültürüne adapte olabilmesi için uzunca bir zamana ihtiyaç var.

Sen kimsin? Yetkin ne?

Galatasaray’ın tek handikapı seyircisi değildi dünkü maçta. Tuttuğu özel güvenlik görevlileri de ayrı fiyaskoydu. Üzerlerine yelek giydirilmek suretiyle tribünlerde oturanların çoğu, kıraathaneden çıkıp gelmişti bu geçici göreve. Boş buldukları anda görev yerini bırakıp gezmeye çıkanı mı arasınız, sigara içmek için yer kollayanı mı siz karar verin. Hele Kurtlar Vadisi dizisinden fırlamış siyah pardösülü ağababaları var ki, hiç sormayın! Futbol ve basketbol maçlarında da karşımıza çıkan bu vatandaşlar, kendilerini salonun tek patronu zannediyorlar. Kimden ne yetki almışlar bilemiyorum ama uygulamaları akla ziyan. 107 yıllık kulübün adını kötüye çıkarıyorlar adeta ama kulübün bundan haberi dahi yok! Ne acı! Eğer var da çözüm üretemiyorsa daha da acı!
Basın kapısında zaten çoğu zaman görevli yok, kapı duvar. Giremiyorsunuz bir türlü. Sporcu kapısını kullanıyorsunuz mecburen. Orada bir yelekli var, kulağında da telsiz kulaklığı. Hava binbeşyüz. (rakamla 1500) Sanırsınız Mossad ajanı! Tipinize bakıyor, ona göre sizin kim olduğunuzu soruyor. Bazen kartınızı göstermenizi istiyor. Yoksa sizi salona sokmuyor artist! Ama istisnaları var her zamanki gibi. Mesela erkekseniz ve boyunuz 1.85’in, kadınsanız ve 1.80’in üzeriyse size bir şey soramıyor, ödlekleşiyor birden o artist. Sebep? Siz kesin voleybolla ilgilisiniz ve size birşey derse fırça yiyecek! Belki de bir sonraki maçta görev yapamayacak! Bunu kim buraya koyuyor, nasıl bir yetki veriyor, ne tarz bir eğitim almış anlamak mümkün değil.
Gelelim pardösülü vadicilere. Ellerinde telsiz, KGB ajanı bu arkadaşlar. Dün de bir tanesi gelmiş, Koreli seyirci olaylarının başlaması üzerine müdahale etme gereği duyuyor. Seyircilere gelip diyor ki, “Maça Fenerbahçeli taraftarların girmesi yasak, lütfen dışarı çıkar mısınız?” güya bir de kibarlık ediyor aslan parçası! O bayanlar seni anlar mı canım kardeşim, Türkçe biliyorlar mı hiç düşündün mü? Tut ki biliyorlar, seni anlamak işlerine gelmez de Korece cevap verirlerse ne olacak Polat Alemdar karizman? Yazık değil mi pardösüne, telsizine? O bayanlar FB’li vatandaşlarını destekliyor diye FB taraftarı olduklarını mı sanıyorsun? Yarın öbür gün Kim Y.K Galatasaray’da oynarsa bu sefer dönek mi olacak o bayanlar? Hiç sormaz mısın sana o telsizi verenlere hangi yetkiyle dışarı çıkarmaya kalkıyorsun o insanları? Valiliğin, dolayısıyla onun kolluk kuvveti olan polisin yetkisini kendi üzerine nasıl alıyorsun bir pardösü ve kıçıkırık bir telsiz ile? Batıya karşı zaten ilkel bir topluluğuz. Saygı gördüğümüz doğululara da rezil olursak sana bir pardösü daha mı hediye edecek Galatasaraylı taraftarlar? Ah be kardeşim, aslında tüm bu soruları sana değil, sana o görevi verene sormak lazım. Ama gel gör ki, bunları duyduktan sonra o vatandaşı kimse bulamaz.

Maçın kendisi

Yazmak içimden bile gelmiyor bu kadar saçmalığın ardından ya, yine de birşeyler karalamak lazım teknik taktik kısmını merak edenlere.
– Gökçen Zop bir başladı Galatasaray’da, bu oyuncu yeni bir transfer mi dedirtti herkese. Onu dünyanın en iyi pasöründen başkası da böyle oynatamazdı zaten. Ama ilerleyen bölümlerde öne gelmeyen manşetlerle yorgunluk birleşince masal çabuk bitti. Hele ortadan üst üste vurulan 2 kolay topun auta gidişi, transfer hayalmiş dedirtti.
– Aksine ilk sette dökülen Kim Y.K, sonradan bir açıldı ki, maç oynanırken kuralları değiştirdi adeta. Kim olsa mızıkçılık ederdi Korelinin bu tavrına.
– Rosir Diaz Calderon smaçör gibi oynuyor ama manşete girmiyor. Hem zaafiyeti önlemek, hem de hücuma çıkarabilmek adına. Ama yılların pasör çaprazı Seray Altay değil bu durumun panzehiri. Zira çok kolay servisler pıt diye düştü Cimbom sahasına.
– Eda Erdem’in devreye girmesi çok önemli FB Universal adına. Zira onu kollamaya çalışan rakip orta oyuncu, nereye gideceğine karar veremiyor. 2’ye dolandığında yardıma gitse, 4 numaradaki smaçör boş kalacak. Gitmese, vurup topu öldürecek. Birinci sette onu devreye aldırmadı GS. Ama geç de olsa devreye girdi ve görevini fazlasıyla yaptı milli oyuncu.
– Hani derler ya 7:4’te mola mı alınırmış? Dünyaca ünlü Jose Roberto aldı işte. Demek ki kimine doğru gelen, kimine yanlış gelebiliyormuş.
– Sonuçta ilk maçın kopyasını seyrettik dün. Galatasaray hızlı başladı, FB Universal sonradan adapte oldu bu oyuna. Skor da değişmedi.

Her maçın yıldızı!

Yönettiği her maçta olduğu gibi bu maçın da yıldızı yardımcı hakem Temel Öneri oldu. İlk sette durum 2:4 iken gözünün önünde yere düşmeyen topu düştü diye gördü. Baktı baş hakem fark etmiyor, dayanamadı düdüğünü de çaldı ve oyunu durdurarak kararı kendisi verdi. Hafta içi akşam saatinde oynanan alt yapı maçları deneme tahtası gibidir. Yeni yeni maç yöneten hakemlere bu maçlar yazılır. Yardımcı olarak da tecrübeli bir hakem atanır ki, maç iyice zıvanadan çıkmadan olaya müdahale etsin. Bazı tecrübeli yardımcılar, bu durumu fazlaca abartıp baş hakemi çoğu pozisyonda yönlendirmek suretiyle maçı tek başlarına yönetirler. İşte Öneri’nin dünkü hali buydu o kararda. Karar sonrası Jose Roberto kendisine gidip, o kararı yardımcı hakemin veremeyeceğini, düdük çalamayacağını söyleyerek Öneri’yi bozdu. Hoş, üçüncü sete kadar bu olayı unutmayan baş hakem Erdal Akıncı, Brezilyalı teknik adama sarı kart göstermek suretiyle haddini bildirse de(!) bu olay akıllara kazındı bir kere.
İkinci setin hemen başı, skor 0:1. Arka oyuncu olan GS pasörü Eleonora Lo Bianco, ön alandan file üstü topu karşıya plaseliyor, oyun devam ediyor. Karara itiraz eden FB Universal oyuncu ve teknik heyeti ise ödül olarak uyarılıyor! Muhtemelen Öneri’nin aklı hala ilk sette.
Üçüncü sette durum 7:4, hani Jose Roberto’ya haddinin bildirildiği an! Doğal olarak GS bir sayı kazanıyor sarı kart sonrası ve durum 8:4 oluyor. Brezilyalı kızgın, skorun farkında değil. Oyun soğusun diye mola istiyor, Temel Öneri de teknik mola yerine FB Universal’e mola veriyor! Molanın yarısında fark ediyor ve özür diliyor baş hakeminden. Kafa hala ilk setin başında.
Baş hakem Erdal Akıncı dayanamıyor, “yardımcı bu kadar yıldız olmaz, biraz da ben sahne alayım” diyor. Skor 10:5 iken ilk topa bilinçsiz yapılan çift vuruşa hatalı vuruş düdüğü çalıyor. Allahtan uyarıyorlar da yanlışını anlayarak ralliyi tekrar ettiriyor. Buna da şükür. Ya İlhami Şenyurt gibi kızıp kartları otomatik pilota alsaydı? Salon zaten gergin, böylesi bir maçın sonu gelmezdi herhalde.
Bütün bunlar gösteriyor ki, bu kadar basit bir kadın maçını bile yönetemiyor hakemler. Hem de biri Uluslararası seviyede! MHK’ya ne desek az, zaten onların umurunda değil.

Fikstür dehası!

Geçen hafta da söyledik. Kadınlar liginde adam akıllı 4 takım var. O da 3,5’tan. Gerisi kendi ligini oynuyor. Bu da demek oluyor ki, play-off harici 12 kaliteli maç oynanıyor en fazla. TVF öyle güzel fikstür düzenliyor ki, bu 12 maçın dördü aynı günlerde oynanıyor. Dünyanın en seçme kurumlarından FIVB (Dünya Voleybol Federasyonu) başlattı böyle saçma fikstür uygulamalarını. Voleybolun en büyük geçim kaynağı Japonya’ya kıyak yapmak adına. TVF’ninki de buna benziyor. İnsanları ve basını voleyboldan soğutmak için mükemmel bir hamle! Bu kadar isabetli bir adımı Türkiye Futbol Federasyonu ya da Türkiye Basketbol Federasyonu ne hikmetse akıl edemiyor! Ne olur Fenerbahçe-Trabzonspor ve Galatasaray-Beşiktaş maçları aynı gün oynansa peş peşe? Hatta aynı statta oynanmalı ki, seyirci de bölünmesin! Daha dolu görünsün tribünler. TVF’nin fikstür konusunu biraz daha derinlemesine düşünmesinde yarar var.

Sonuç

Yukarıdaki maçın ardından yine son derece ilginç bir maç oynandı bazı yönleriyle. İki şampiyonluk adayı Vakıfbank Türk Telekom (VTT) ile Eczacıbaşı Vitra kapıştı. Ama gerek yer darlığı, gerekse okuyucuların sıkılmaması adına bu maçı pas geçmek zorunda kaldık. Yukarıda yazdığımız eleştirilerin sebebi de anlaşılmış olur böylece.

Bu haftalık da bu kadar, voleybol dolu günler dileğiyle.

Kayhan Kösem
kkayhan@hotmail.com

 


Haberi Paylaş