Mustafa Koç: “Her şey hayal etmekle başlamıyor mu zaten?”

Yeni konuğumuz Türkiye’nin en önemli voleybol kulüplerinden biri olan Arkas Spor’un 29 yaşındaki başarılı orta oyuncusu ve kaptanı Mustafa Koç.

Beyefendi kişiliğinin yanı sıra esprili ve cana yakınlığı ile bilinen Mustafa Koç’un en büyük özelliği ise mücadeleci ruhu. Tecrübeli oyuncu Afyon’da voleybola adım attığı günden bu yana kendini geliştirmek için her zaman çok çalıştı. Tabii bu emeklerinin karşılığında ise son iki yıldır takımında kaptanlık görevini üstlenmekte.

Mustafa Koç’un voleybol hikayesi…

A TAKIM MAÇLARINI İZLEMEK İÇİN CAN ATIYORDUM

-Voleybola başlama hikayen nedir?
Voleyboldan önce 6 yıl hentbol oynadım. Lise 2’deyken müsabakalar bitmişti beden eğitimi öğretmenim Aydın Eken “Gel voleybol takımına alayım seni” dedi, “yok” dedim okulun havalı hentbolcusu olarak… “Bitti zaten müsabakalar ne kaybedeceksin gel” dedi ve lisansımı çıkardılar. Serhat Kurşun antrenörlüğünde çalışmaya başladım. Üzerime çok fazla düştü, her gün saatlerce ekstra çalıştık. Arada çok yorulduğumda kulağıma bu günleri fısıldıyordu, ben de hadi oradan dercesine gülümsüyordum. Güzel hayallerdi imkansız gibi ama her şey hayal etmekle başlamıyor mu zaten. Şans eseri o yaz Yıldızlar Türkiye Şampiyonası Afyon’da yapılıyordu, Arkas Spor’un antrenmanlarına katıldım ve hemen sonrasında 2007 yılında transferim gerçekleşti. Serüven böyle başladı.

-Arkas Spor Kulübü’nün kapısından ilk girdiğinde neler düşünmüştün? Yıllarca formasını giymek ve kaptanlığını yapmak aklından geçiyor muydu?
İzmir’e ilk geldiğimde altyapıdan sporcu arkadaşlarım yaz kampında devamlı A takım oyuncuları hakkında konuşuyorlardı. Onları canlı görmek, maçlarını izlemek için can atıyordum tabii ki. Bir üst jenerasyonu yakalamak için de hep daha fazla çalışıyordum. Fiziksel antrenmanın yanında mental olarak da kendimi hazırladım, profesyonel olmayı kafama takmıştım çünkü. İlerisi için hayaller kurmak güzeldir ancak hedeflerin doğrultusunda çalışmak zorundasın, nitekim ne verdiysem geri aldım çok mutluyum.

-Pandemi şartlarıyla beraber çok zor bir sezon geçiriyorsunuz, neler söyleyeceksin?
Tüm dünya olarak ne kadar etkilendiğimiz ortada, psikolojik olarak sıkıntısını yaşamayan sporcu arkadaşım yoktur sanırım. Yolculuklar, oteller, maçlar… Bildiğiniz gibi ligde 16 takımın olması, 3 gün arayla maç yapmamız, seyircisiz maçların ne kadar keyifsiz olduğunu söylememe gerek yok zaten. Hasta olma ihtimali devamlı kafamızın bir köşesinde, can sıkıcı bir durum. En kısa zamanda bu durumu atlatıp voleybol severlerle dolu salonlarda oynayacağımız günler gelir diye temenni ediyorum.

-Bu nedenle Şampiyonlar Ligi grup maçlarına da katılmadınız…
Korona nedeniyle kulübümüzün aldığı bir karardı bu zaten.

ARKAS SPOR’DA HER ŞEY SİSTEME DAYALI

-Erkek voleybolunda önemli isimlerden biridir Arkas Spor. Bize biraz oradaki yaşam, kulübün misyonu ve hedeflerinden bahseder misin?
Arkas Spor’un altyapıya verdiği önemi herkes bilir, bunu da ligimizde oynayan birçok sporcuyla görebilirsiniz. Burası tam bir aile yapısına sahip. Çok iyi bir voleybolcu yetiştirmeden önce iyi bir insan olmak öğretiliyor. Genç yaşta olgunlaşmanı sağlıyor. Bu sayede mütevazı kalıyorsun. Profesyonel sporcu olma yolunda ve sporcular için gerekli her şeye sahip. Asla bundan taviz vermeyen bir yapısı var, başarı da kaçınılmaz oluyor. Her şey sisteme dayalı, hedef her zaman en yukarıya oynamak. Türkiye’nin bu tarz kulüplere kesinlikle daha fazla ihtiyacı var ki benim gibi Anadolu’da şans bekleyen sporcu kardeşlerim fırsatlarını değerlendirebilsinler.

-Güzel bir ailen var, eminim her daim destekçilerindir. Oğlun da sporu sever mi sence?
Çok güzel bir ailem var. Desteklerini fazlasıyla hissediyorum, motive olmamdaki en büyük sebeplerden. Oğlum Alp muhtemelen sevecek sporu sinyallerini vermeye başladı. Henüz 1,5 yaşında olmasına rağmen sıçrayıp duruyor, maşallahı var genetik sanırım 🙂 Ama önceliğimiz vatana millete tüm dünyaya hayırlı bir insan yetiştirmek. Vereceği makul kararlarda destekçisi olacağız tabii, sonrasında su akar yolunu bulur.

HER YEMEĞİN HAKKINI VERİRİM

-Peki Mustafa Koç nelerden hoşlanır, boş vakitlerini nasıl değerlendirir?
Boş zamanlarımda ailemle beraber oğlumla vakit geçirmekten, onun kişisel gelişim ve becerilerine tanık olmaktan çok büyük haz alıyorum. Genelde çok sosyal bir insanım ama doğayla iç içe olmayı, sakin yaşamı da çok seviyorum. Fırsat buldukça arkadaşlarla Çeşme’de balık tutmaya giderim. Bu sayede yeni koylar keşfedip tadını çıkarabiliyoruz. Fiziksel dinlemenin yanı sıra mental olarak da kendimi yenilememi sağlıyor.

-Senin için çok güzel yemek yapıyor diyorlar. En iyi hangi yemekleri yapıyorsun? Kimler beğenir yemeklerini?
Yemek olayı altyapıda başladı, yumurtaları hep ben kırardım 🙂 Sağlıklı beslenmeye önem vermeye erken yaşta başladım, bu yüzden mutfağa erken yaşta hakim oldum. Hemen hemen her yemeğin hakkını veririm. Eşime elimden geldiğince yardım ediyorum zaten. Tek tek isim vermeyeyim ama çoğu sporcu arkadaş elimden yemek yemiştir ve hala hayattalar 🙂

-Sanırım erken yaşta yalnız yaşamaya başlamak bu yönünü geliştirmende etken oldu. Spor için genç yaşta başka şehirlere giden çok genç oluyor, biraz o günlerden bahseder misin…
Kendimden ve çevremden gördüğüm kadarıyla erken yaşta ayaklarının üzerinde durmaya başlayan insanlar karşısına çıkan problemleri çözmede daha başarılılar. Bence aileler çocuklarının yanında olmalı ama bazen de problemlerini çözmeleri için kendi başlarına bırakmaları gerekiyor. O günlerde çok fazla bir şey anlamıyordum yoğunluktan dolayı çünkü hayatım voleybol olmuştu. Sabah akşam antrenman yapıyorduk, açıkçası düşünebilmek için fırsatım olmuyordu. O günler plansız bir şekilde olgunlaşmamı sağladı sanırım. Olumlu olumsuz tarafları vardı illa ki ama her şeyi kendi lehime çevirmek için çalışıp fırsata çevirdim.

UZUN YILLAR OYNAMAK İSTİYORUM

-Biraz da eğitim durumlarından ve sonraki planlardan bahsedecek olursak…
Celal Bayar Üniversitesi antrenörlük eğitimi öğrencisiyim. Fırsat buldukça derslerimi vermeye çalışıyorum. Kariyerimin ortalarındayım ve uzun yıllar daha oynamak istiyorum. Fiziğim el verdiğince tabii, bu doğrultuda gerekli her şeyi yapmaya çalışıyorum. Şu an için odaklanmam gereken bir kariyerim var. İlerisi için zaman ne gösterir bilinmez ama tüm hayatımı voleybola adamışken kopabileceğimi sanmıyorum. Yaşayıp hep birlikte göreceğiz…

-Erkek voleybolu ile ilgili ligde olsun, milli takımlarda olsun keşke şöyle yapılsaydı diye düşündüğün bir şey var mı?
Bu sezon bir duyum almamakla beraber geçtiğimiz yıllarda paralarını alamayan ve kulübü ile mahkemelik olan birçok sporcu duymuştum. Gerçekten stresli ve üzücü bir durum. İnsanların bakmaları gereken aileleri, çocukları var. Neticede karşılıklı olarak bir anlaşma sağlanıyor ve ortada bir emek oluyor. İşler yolunda gitmediğinde bazı kulüpler maddi yaptırım uyguluyor ve sporcunun emeği karşılıksız kalıyor. Bu tür durumların yaşanmamasını umuyorum.

Diğer yandan teknoloji çağındayız, günümüzde her bilgiye istediğimiz an ulaşıp gelişebiliyoruz. Sporcuların gelişimi için temelden başlayarak ve ciddi önem vererek antrenörü, doktoru, psikoloğu, fizyoterapisti, masörü, istatistikçisi, kondisyoneri, beslenme koçu çalışması, gelişmesi için uygun antrenman teminini sağlamak, olabildiğince bilinçli profesyonelce yaklaşmak, yani deyim yerindeyse en tepeden en aşağıya kadar herkesin üzerine düşen görevi tam anlamıyla yapması durumunda ilerisi için başarı kaçınılmaz olacaktır diye düşünüyorum.

Son olarak altyapıdan itibaren her gün en az 4-5 saat antrenman yapan sporcuların eğitim ve öğrenim durumu ikinci planda kalıyor. Profesyonel sporculara uygun programda bir eğitim sistemimiz olsaydı keşke…

-Peki, senin hayran olduğun sporcular kimler?
Küçük yaşlarda İtalyan Luigi Mastrangelo ve Amerikan David Lee hayranıydım. Şimdi ise yaş fark etmeksizin küçüğüm ve büyüğüm de olabilir, işinin gerçekten hakkını veren, sorumluluklarının bilincinde, tevazu sahibi, bu yolda çok çalışan tüm sporcuları takdir ediyor ve örnek alıyorum.

Haberin Fotoğrafları

Haberi Paylaş