“Şu anda İtalya’da tüm takımları yenebileceğimize inanıyorum”

Sitemiz dış haberler editörlerimizden Murat Çolakoğlu Hırvatistan Milli Takımı ve Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom’un yıldız oyuncularından Maja Poljak ile Asystel Novara karşısında verecekleri zorlu sınav öncesinde bir araya geldi. Başarılı oyuncu ile Şampiyonlar Ligi, Hırvatistan voleybolunun şu anki durumu, İtalya Ligi’nde yaşadığı tecrübeler ve daha birçok konu hakkında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

– Voleybola kaç yaşında ve nasıl başladın?
Voleybola 12 yaşında Zagreb’de başladım. Babam öncesinde basketbol oyuncusu ve sonra da koç olduğu için zaten hep spor çevresinde yaşıyordum. O yıl Avrupa Şampiyonlar Ligi Dörtlü Finali Zagreb’de organize edilmişti. Çok güzel maçlar izledim ve voleybola o anda aşık oldum. Hemen sonrasında antrenmanlara çıkmaya başladım.

– Hırvatistan Milli Takımı 90’lı yıllar sonlarında önemli başarılara imza attı. Özellikle 95, 97 ve 99 Avrupa Şampiyonalarında gelen üst üste üç gümüş madalya var. 2000 Sydney Olimpiyatlarına katılıyorsunuz ve 98’de gelen bir Dünya Şampiyonası 6.’lığı var. Bu başarıları neye bağlıyorsun?
Evet, o yıllar kesinlikle müthişti. Hem milli takımımız hem de kulüp takımlarımız inanılmaz başarılara ulaştılar. Hırvatistan Ligi de o zaman çok daha güçlüydü. Ama o zamanlar en önemlisi, Barbara (Jelic-Ruzic) gibi bir oyuncumuz vardı takımımızda. O zamanın voleybol kraliçesiydi. O kadar başarı kazanmamızın en büyük nedeni bence oydu.

“O jenerasyonun parçası olmak bambaşka bir deneyimdi”

– Daha 16 yaşındayken gümüş madalyası aldığınız 1999 Avrupa Şampiyonası kadrosunda yer alıyorsun. O başarılı jenerasyon ile birlikte yer almak sana neler kattı?
Dediğiniz gibi sadece 16 yaşındaydım. Yüksek seviyede voleybolun oynandığı maçlara yeni yeni alışmaya başlayan küçük bir kızdım. Dolayısıyla çok fazla oynayamadım. Ama kesinlikle böylesine başarılı bir jenerasyonun parçası olmak bambaşka bir deneyimdi. Gerçekten çok mutlu ve coşkuluydum. Büyük galibiyetlerle gelen tüm o müthiş duyguları barındırıyordum.

– Son birkaç yıldır Hırvatistan önemli uluslararası turnuvalarda eski başarılarından çok uzak bir görüntü çiziyor. Aslında bireysel yeteneklerin oldukça fazla olduğu bir takımsınız. Şu an böyle bir görüntünün ortaya çıkmasının nedeni sence ne?
Milli takımımızın potansiyeli hala çok fazla ancak genç oyuncularımız çok fazla çalışacak o fırsatı ve ortamı bulamadılar. Hırvatistan Federasyonu’nda durumlar şu an pek iyi değil. Federasyonumuz iflas etti ve şu an çok fazla borçları var. O yüzden içinde bulunduğumuz durum iyi bir kamp yapıp iyi antrenman yapmamız için müsait değildi.

– Senin de daha uzun yıllar milli takımının formasını giyeceğini düşünürsek sence takım olarak ülkenizin özlediği başarılara ulaşmanız için nelere ihtiyacınız var?
Dediğim gibi daha iyi bir kamp sürecine ve daha iyi antrenman yapmaya ihtiyacımız var. Ancak federasyonun şu anki durumu yüzünden bu şansımız yok gibi duruyor. Örneğin, son Avrupa Şampiyonası öncesinde, hazırlık maçları oynamalıydık ama oynayamadık. Büyük turnuvalardan önce de bunu yapamadığında, beyaz bayrağı çekip teslim olman gerekiyor. Aslında objektif olarak baktığında, en azından ikinci tura çıkmayı hak ettiğimizi düşünüyorum ama maalesef o da olmadı.

“Gençliğimden beri her şeye çok ciddi yaklaştım”

– Avrupa Şampiyonası’nda oynadıktan bir yıl sonra Avrupa’nın belki de en güçlü ligi olan İtalya’da Vicenza’da oynamaya başlıyorsun. Nitekim orada daha çok gençken müthiş bir kadroyla birlikte oynayıp CEV ve İtalya kupasını kazanıyorsun. Bu kadar erken yaşta gelen başarılarda sence nasıl faktörler rol oynuyor?
Sürekli kazandığım için çok mutluyum diyebilirim ama bu sonuçlar sadece benim sayemde gelmiyor. Bu başarıların arkasında hep bir takım ruhu var. Vicenza’da inanılmaz bir takım bütünlüğümüz vardı. Herkes çok yardımsever ve kibardı. Takım arkadaşlarım o yüksek seviye voleybola çıkmam için bana çok yardımcı oldular. Çok fazla alışık olmadığım bir sistemde oynuyorlardı. Gençliğimden beri her şeye çok ciddi yaklaştım. Ama bana yardım eden insanların başarılarımda çok büyük bir payı var. Özellikle annem bana çok yardımcı oldu. İtalya’daki ilk yılımda 9. sınıfa giden bir lise öğrencisiydim sadece! Aynı zamanda sınavlarıma girmeye çalışıyordum. Gündüzleri Zagreb’e gidip sınavlarıma girip akşamları da geri dönüp antrenmanlarıma katılıyordum. Çok zor günlerdi ancak ailemden eşsiz destek gördüm. Hala benim için yaptıklarını çok takdir ediyorum.

– Baban eski bir basketbol oyuncusu. Sonra da kariyerine de koç olarak devam ediyor. Dolayısıyla başarılı olmak için neler yapmak gerektiğini bilmesi sana yardımcı olmuş olmalı.
Evet, kesinlikle. Ayrıca annem de her zaman çok destekçiydi. Tüm yemeklerimi hazırladı ve diğer ihtiyacım olan şeyleri hep önüme koydu. Hep yanımdaydı. Voleybolda başarılı olmam için gerekli olan her şeyi yaptı. Babam bana genel birkaç sporcu tavsiyesi verme konusunda uzmandı diyebilirim çünkü voleybola düşkün değildi. Ancak spor felsefesini tabii ki çok iyi biliyordu.

“Bergamo’nun başarısının en büyük nedeni belli bir grubun hep takımda kalmasıydı”

– Vicenza’da 3 yıl oynadıktan sonra Bergamo’ya transfer oluyorsun ve orada beş yıl boyunca iki Şampiyonlar Ligi altın madalyasının ve İtalya’da sayısız kupanın yer aldığı bambaşka bir başarı hikâyesi başlıyor. Bergamo’nun kendi içindeki uyumundan hep övgüyle bahsedilir. Takım içi koordinasyonu nasıl yakaladığınızdan bahsedebilir misiniz?
Bergamo’da her zaman değişiklikler olurdu ama bu değişiklikler daha çok küçük boyutta olurdu çünkü belli bir grubu hep aynı bırakmaya özen gösterirlerdi. Bence en önemli unsur buydu. Her zaman sabırlı olmalı ve kurduğunuz grubun o beklediğiniz başarıya ulaşması için beklemeniz lazım. Kulüpler bir anda büyük paralar yatırıp hemen büyük başarılar beklediğinde büyük sıklıkla sonuçlar beklentilere uygun olmuyor çünkü her şeyi yerli yerine oturtmak için zamana ihtiyacınız var. Oyuncuları çok iyi tanıyan bir fizyoterapistten oyuncularına o duyguyu aktarıp onları anlayabilen bir antrenöre kadar birçok şey doğru bir şekilde birbirine bağlı olmalı. Bu gerçekleştiği için bence Bergamo bu kadar istikrarlı bir başarı gösterdi. Zaman zaman birkaç oyuncu değişikliği olsa da uzun yıllar takımla kalan birkaç oyuncumuz oluyordu ve o yeni gelen 2-3 oyuncu da takıma en iyi şekilde adapte olabiliyordu. Bence kulübün menajeri zaten var olan takım ruhuna eklenmesi gereken oyuncu seçimlerini yaparken müthiş bir iş çıkarıyordu.  

– Özellikle İtalya’daki kariyerin boyunca çok yetenekli oyuncularla birlikte ve onlara karşı oynama şansın oldu. Oynadığın ligde voleybol çok üst düzeyde oynanınca işine duyduğun bağlılık ve motivasyon daha da çok artıyor olmalı.
Kesinlikle! Etrafında o kadar yetenekli oyuncular olması müthiş bir motivasyon kaynağı. Her gün bambaşka bir savaştı ve yine her gün en iyi olduğunu sahaya çıkıp oyununla göstermen gerekiyordu. Orada motive olmak gerçekten çok kolay. Özellikle İtalya’daki ilk birkaç yılımda o kadar çok mükemmel oyuncular ligimizde oynuyordu ki benim için tam anlamıyla bir lütuftu.

– Peki, Bergamo’da böylesine başarılı iken Türk Telekom’a gelme kararını nasıl aldın? Seninle birlikte o yıl o zamanki takım arkadaşın Angelina Grun de Türkiye’ye transfer olmuştu.
Sanırım yeni motivasyon aradığım bir noktaya gelmiştim. Aynı kulüpte zaten beş yıldır oynuyordum. Birçok şey aynı çizgide gitmeye başlamıştı. Kendimi tekrar motive edebilmek için bir değişikliğe ihtiyacımın olduğunu düşünmüştüm. Tabii ki kalsaydım bile çok rahat aradığım motivasyonumu bulabilirdim. Ancak beş yıl sonra gelen bir değişikliğin benim için pozitif sonuçları olacağına inandım. Dürüst de konuşmak gerekirse Türkiye’deki ekonomik hareketlenme oyuncular açısından çok pozitifti. Buradan aldığım teklifler İtalya’dan aldıklarımdan çok daha yüksekti. Tüm iyi oyuncular zaten Türkiye’ye geliyordu ve benim de aynı yolu izlemem gayet normaldi.

“Türk Telekom büyük paralar yatırıp kısa bir sürede muazzam başarılar bekledi”

– Biraz Türk Telekom’daki tecrübenden bahsedecek olursak… Çok sansasyonel transferlerle sezona giriş yapmıştınız. Türkiye liginde şampiyonluğun en büyük adaylarından biri olarak gösteriliyordunuz ve Şampiyonlar Ligi’nde de favorilerden biriydiniz. Ancak sezon sonu alınan sonuçlar hayal kırıklığı yarattı. Geçen sezon ters giden neydi?
Türk Telekom’daki durum aslında biraz önce size bahsettiğim bir anda spora büyük paralar yatırmaya karar veren bir kulübün çok kısa bir süre içerisinde muazzam başarılar beklemesinden ibaretti. İyi sonuçlar hiçbir zaman hemen gelmez. İyi sonuçlar devamlı bir sıkı çalışmanın meyveleridir. Aynı zamanda takım da daha dengeli olmalıydı diye düşünüyorum. Diğer taraftan talihsiz sakatlıklarla mücadele etmek zorunda kaldık. Bahar (Mert), birinci pasörümüz, sakatlandı. Nilay (Benli) da iyi oynuyordu ancak belki de herkesin beklediği pasör değildi. Antrenörümüzü değiştirmek zorunda kaldık. Lang Ping gibi müthiş bir antrenör daha sonradan gelse de bu baştan verilmesi gereken bir karardı. En başında bazı hatalar yaptık ve bunları sonradan düzeltmek çok zordu. Sonunda ulaştığımız nokta bence yine de hayal kırıklığı değil fakat kulüp için objektif bir sonuçtu.

– Sezon sonu Türk Telekom kapanınca Vakıfbank Güneş Sigorta Spor Kulübüne isim sponsoru oldu ve sen de burada oynamaya başladın. Biraz bize transfer sürecinden bahsedebilir misin?
Buraya gelmemdeki en büyük nedenlerden biri Giovanni (Guidetti) ‘ydi. Vicenza’da onunla 1.5 yıl çalışmıştım. Vakıfbank da benimle geçen sezon zaten iletişime geçmişti. Buraya mı yoksa Türk Telekom’a mı gitsem diye oldukça kararsız kalmıştım. Vakıfbank’ın çok ciddi bir kulüp olduğunu biliyordum. Nalan (Ural) en başından beri oldukça profesyoneldi. Giovanni ile de tekrar çalışmayı çok istiyordum. Benim için her zaman çok iyi bir takım arkadaşı ve arkadaş olan Angelina (Grun) da burada oynuyordu. Bir saniye bile düşünmeden onun oynadığı herhangi bir takıma imza atabilirim gerçekten. O zamanlardan bu kulübe gelmek için çok nedenim vardı aslında. Ancak Türk Telekom reddedemeyeceğim bir teklifte bulunmuştu. Telekom sezon sonunda kapanıp olaylar farklı şekilde gelişince de, zaten hemen oynamayı kabul edebileceğim bir kulübe geldim. Çünkü Vakıfbank zaten gitmek istediğim ilk kulüptü.

“Hem Türkiye Ligi’ni hem Türkiye Kupası’nı kazanabiliriz”

– Geniş kadrosu olan iyi bir takım kuruldu bu sezon. Türkiye liginde önceleri birkaç kayıp verseniz de şimdi oldukça iyi bir yol kat ettiniz. Takımdan inanılmaz beklentiler var. Peki, sezon içinde performansınızı sence ne kadar yükselttiniz?
Başlangıçlar her zaman zordur. Herkes milli takımlardan geri dönüyordu. Antrenörümüz de burada değildi. Bu yüzden herkesin birbirine alışması için bir sürenin geçmesi gayet normaldi. Güldeniz ve benle birlikte birkaç oyuncu daha geldi. Bence daha sonradan bu duruma karşı nasıl bir cevap vereceğimiz önemliydi ki zaten tam da böyle oldu. Zamanla daha iyi oynamaya başladık. Ama esas önemli olan önümüzdeki periyotta nasıl oynayacağımız. Umarım en iyi oyunumuzu ortaya koyarız ve bizim kendimizden kazanmayı beklediğimiz tüm kupaları kazanırız.

– Türkiye liginde geçen sezon Vakıfbank Güneş Sigorta play-off’larda erkenden elenmişti. Bu sene o yüzden beklentiler oldukça fazla. Türkiye ligi ve kupasındaki şampiyonluk şansınızdan ve hedeflerinizden bahseder misin?
Bence ikisini de kazanabiliriz. Kulüp ve antrenörümüz bize ihtiyacımız olan her şeyi veriyor. Tabii ki, başarılar birdenbire gelmiyor. Hiçbir şey hiçbir zaman kolay değildir. Şu ana kadar sürdürdüğümüz yaklaşımımızı koruyabilirsek, eminim ki pozitif sonuçlar gelecektir. 

– Bu sene özellikle Fenerbahçe Acıbadem Avrupa’da ses getiren bir kadro kurdu ve henüz maç kaybetmediler. Sence onlara ilk yenilgilerini tattırıp kupada ve ligde şampiyon olma şansınız nedir?
Her takımın iniş ve çıkışları vardır. Bir saniyede bir şey olabilir ve o andan itibaren her şey ters gitmeye başlayabilir. Voleybolda bu tip şeyler çok kolaylıkla olur. Bence üzerlerinde çok büyük bir baskı var çünkü insanlar bizi değil onları konuşuyor. Şüphesiz büyük saygımız var onlara. Ancak, bence her şey açık. Korta başımız dik bir şekilde çıkacağız ve en iyi oyunumuzu ortaya koyacağız. Nasıl gittiğini sonra göreceğiz.

“Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olma şansımız kesinlikle var”

– Şampiyonlar Ligi’nde şu ana kadar çok iyi bir performans sergilediniz. Gruplarda Scavolini Pesaro’ya karşı İstanbul’da alınan galibiyet özellikle gelecek turlar için oldukça ümit vericiydi. Önünüzde çok zorlu bir Asystel Novara eşleşmesi var. Novara inanılmaz bir kadrosu olmasına rağmen şu ana kadar Avrupa’da ama özellikle İtalya Ligi’nde kendilerinden bekleneni veremedi. Bu maç hakkında neler düşünüyorsun?
Pesaro şu anda İtalya’da birinci sırada ve onları yenmiş olmamız Türkiye’deki voleybolun seviyesi hakkında oldukça şey söylüyor. Türkiye Ligi’nin bir parçası olduğum için gurur duyduğumu söylemeliyim. İkinci olarak ise, Novara müthiş bireysel yeteneklere sahip inanılmaz bir takım. Ancak şu ana kadar takım olarak çok iyi oynayamadılar. Diğer bir taraftan da, başlarına son zamanlarda çok şey geldi. Kim Staelens hamile olduğu için oynayamayacak. Aynı zamanda antrenörlerini değiştirdiler. Bu tip şeyler bir takımda şok terapi etkisi yaratıp bir anda motive de edebilir. Bunlara sahada nasıl bir oyunla tepki vereceklerini göreceğiz. Voleybol günden güne değişen performanslarla ve o gün oyununuzun zirvesinde olup olmamanızla oldukça ilintili olsa da şu anda İtalya’da tüm takımları yenebileceğimize inanıyorum. Umarım çok iyi oynarız ve Dörtlü Final’e kalırız.

– Bu turu geçerseniz Dörtlü Finale kalacaksınız. Cannes’a gidebilirseniz sence orada şampiyon olma şansınız var mı?
Kesinlikle var.

– Hala üç kupada devam ediyorsunuz. Takım olarak oldukça yoğun bir programınız var. Sezon sonuna kadar sence aynı tempoda götürebilir misiniz? Böyle zamanlarda takımlar belli bir noktada erkenden maksimum performansa ulaşıp bir anda inişe de geçebiliyorlar. Bunlar sporda gerçekleşme ihtimali çok yüksek şeyler. Şimdi biz önümüzdeki Novara ve Fenerbahçe maçlarına konsantre oluyoruz. Gerisi teknik kadromuzun ve antrenörümüzün işi ama eminim Giovanni ve ekibi en iyisini yapacaklardır zaten.

– Türkiye Ligi’nde oynanan oyunun seviyesinin bu sene geçen seneye oranla düştüğü söyleniyor. Senin düşüncelerin neler?
Kesinlikle katılmıyorum. Fenerbahçe’nin bu sezon çok iyi oyuncuları var. Eczacıbaşı Avrupa’daki en iyi pasörlerden birine sahip. Vakıfbank’ın da iyi oyuncuları var (gülüyor).

– Son olarak altyapıyla ilgili düşüncelerini almak istiyoruz. Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom aynı zamanda gençlere çok fazla yatırım yapan ve dünyada önemli başarılar kazanan Yıldız ve Genç Milli Takım’a çok fazla oyuncu veren bir takım. Hiç altyapı antrenmanlarını ya da maçlarını izlemeye veya onlarla vakit geçirmeye fırsatın oldu mu? 
Maalesef oyunlarını veya antrenmanlarını izleme fırsatım olmadı ama bazen beraber seyahat ediyoruz. Gözlemleyebildiğim kadarıyla voleybolu gerçekten çok seviyorlar ve bu spora inanılmaz bir tutkuyla bağlanmışlar. Ayrıca bildiğim kadarıyla istikrarlı bir şekilde müthiş sonuçlar alıyorlar. Eminim gelecekte de çok iyi sonuçlar alacaklar.

 


Haberi Paylaş