Tek Kişilik Tandem: Gülden Kayalar Kuzubaşıoğlu

Tandem bisikletin parçalarını bir arada tutan ana mekanizmaya verilen isim. Bu terim takım sporlarında biraz farklılaşarak çıkıyor karşımıza. Futbolda genellikle defansın ortasındaki stoperlere, basketbolda pota altındaki iki uzuna verilir bu isim. Voleybolda ise durum biraz farklı. Tandem ekibi bu farklılığı vurgulamak için voleybolumuzun emekleme döneminden altın çağına kadar her aşamasına şahit olmuş, kariyeri başarılarla dolu, tek başına tandemi oluşturabilen bir ismi markaja aldı: Gülden Kayalar Kuzubaşıoğlu.

Önümüzdeki sezona Avrupa’nın ve Dünya’nın en iyi takımının üyesi olarak başlayacaksınız. Bu sizin üzerinizde bir baskı yaratıyor mu? “Öncelikle çok mutluyuz. Eczacıbaşı 50 yıllık çok büyük bir kulüp. Her sene bu hedefle sezona başlıyorduk. Geçen sene bu hedefimize ulaştık. Müzemizde çok kupa vardı ama Avrupa ve Dünya Şampiyonluğu kupası yoktu. Üstümüzdeki sorumluluk arttı. Herkesin beklentisi aynı yönde olacak. Biz de takım olarak bu beklentiye karşılık vermeye çalışacağız.”

Eczacıbaşı kadın voleybolunda, böyle bir kupayı şimdiye kadar kazanmamıştı. Böyle büyük bir kulübe bir ilki yaşatmak size ne hissettirdi? “Benim Eczacıbaşı’ndaki kariyerim 2003 yılında başladı. Çok uzun zamandır bu kulübün bir üyesiyim. Bu kadar büyük başarılar kazanmış kulübün bir parçası olmak çok gurur verici. Kendimi çok şanslı hissediyorum.”

Peki onu 2003’ten beri Eczacıbaşı’nda görmemizi sağlayan neydi, neyi farklı yaptığını düşünüyordu? “ Eczacıbaşı’nda hep bir aile ortamı vardır. Ben de o ailenin bir parçası olduğumu hissediyorum ve bana hissettiriyorlar. Tabi ki başka takımlardan teklifler geldi ama benim için istikrar ve huzur hep daha ön plandaydı. Onlar da beni mutlu ettiler. Ben de elimden geldiğince onları mutlu etmeye çalıştım. Benim karakterimi biliyorlar ve seviyorlar. Her zaman çalışmayı severim. Faydalı olmaya çalışırım. Bu yüzden onlar da beni tercih etti. Ben de burada olmaktan mutluyum.”

“İlk defa libero olarak oynadığım yılın sonunda milli takıma çağırıldığım için şok oldum ama tabi ki çok mutluydum. Daha sonra milli takım aday kadrosundan as takıma alındım. 2003 Avrupa Şampiyonası’nda ikinci olurken ben de en iyi libero seçildim. Benim spor hikayem de böyle başlamış oldu.”

Voleybola 8 yaşında Ladikspor’da başladınız. Daha sonra Atakum ve DSİ’de de forma giydiniz. Daha sonra bir Şanlıurfa macerası olmuş. Aradaki mesafeyi de düşünürsek, neden Şanlıurfa’yı seçtiniz diye sorunca karşısımıza engellerin nasıl aşılabileceğini gösteren bir hayat hikayesi çıkıyor: “Benim hikayem biraz ilginç. Üniversite bitene kadar Samsun’da smaçör olarak oynuyordum. 1.lig deneyimim hiç yoktu. Beden Eğitmi Bölümü’nü bitirdikten sonra atanmayı bekledim. O sırada voleybolu bıraktığımı söyledim. Atanamayınca yüksek lisansa başvurdum ve kazandım ama okulda kalamadım. Atanmayı beklerken bir teklif aldım. Bolu’da bir takım var, 1.ligde ilk defa oynayacaklar,libero olarak da seni düşünüyoruz dediler. İlk başta bıraktım demiştim. Ama atanamayınca neden olmasın dedim. Orada bir kamp süreci oldu. Daha sonra o takımın sponsoru çekildiği için kulüp kapandı. Bolu’nun arkasında bulunan Şanlıurfa Gençlikspor 1.Lig’e yükseldi. Ligin başlamasına 1 ay kala o takımdan teklif geldi. Gitsem mi gitmesem mi diye düşündüm. Ailem kararı tamamen bana bıraktı. Ben de gittim. İyi ki de gitmişim Şanlıurfa Gençlikspor olarak ilk defa 1.Lig’de oynamamıza rağmen ligi 6.sırada bitirdik. Türk kadının yapabileceklerini göstermek açısından böyle büyük bir başarıya çok ihtiyaç vardı. Sonra milli takım aday kadrosuna çağırıldım. İlk defa libero olarak oynadığım bir yılın sonunda milli takıma çağırıldığım için şok oldum ama tabi ki çok mutluydum. Daha sonra milli takım aday kadrosundan as takıma alındım. 2003 Avrupa Şampiyonası’nda ikinci olurken ben de en iyi libero seçildim. Benim spor hikayem de böyle başlamış oldu.”

“Yaşanılan şeylerle yaşayan bir insan değilim. Geldiğim yeri unutmuyorum. Ne kadar zor geldiğimi unutmuyorum. Bu yüzden de o insanlarla hep görüşüyorum. Hayatımın bir parçası. Bugünlerin gelip geçici olacağını düşünüyorum.”

Hikayeniz Samsun’da başlamış. Oralardan “Ünlü oldun bizi unuttun” gibi tepkiler aldınız mı? O takımdan hala görüştüğünüz isimler var mı?: “Hala görüşüyorum o arkadaşlarımla. Telefonla ve Facebookla (sağolsun herkes herşeyi görebiliyor) birbirimizi bulabiliyoruz. Çok şükür ki hiç öyle bir şeyle karşılaşmadım. Yaşanılan şeylerle yaşayan bir insan değilim. Geldiğim yeri unutmuyorum. Ne kadar zor geldiğimi unutmuyorum. Bu yüzden de o insanlarla hep görüşüyorum. Hayatımın bir parçası. Bugünlerin gelip geçici olacağını düşünüyorum. Öyle bir davranışta bulunmamamız gerektiğini düşünüyorum. Benim kendi karakterim ve fikrim böyle. Bu yüzden onlarla görüşüyorum.”

Eşinizle nasıl tanıştınız? O da sporcu. Antremanlardan maçlardan vakit kaldığı sürelerde evde spordan başka birşey izliyor musunuz yoksa bütün hayatınızın sporla geçmesine rağmen yine de evde maç izlediğiniz oluyor mu?: “Beni yakından takip edenler bilir. Çok yakın arkadaşımdır Esra Gümüş Kırıcı. Emre de Esra’nın arkadaşıydı. 2004 yılında bizi tanıştırdı. Sonra beraber olmaya başladık. 2008 yılında da evlendik. Emre ile çok uyumluyuz o konuda. Sporcu geçmişi olduğu için beni anlayabiliyor. Yoğunluğumu anlayabiliyor. İkimiz de ev hayatını çok seviyoruz. Ben zaten sürekli dışarıda olduğum için, ev hayatını çok özlüyorum. Evde olmayı da seviyorum. O da öyle. O yüzden maçları izliyoruz, eşim spora karşı çok ilgili, her türlü branşı izliyor. Bazen tabi yorumları izlemek zor geliyor ama onun dışında film izliyoruz, maç izliyoruz standart bir hayat böyle geçiyor.”

Ev yaşantısını sevdiğini söylüyor Gülden Kuzubaşıoğlu. Bunları güzelleştiren başka hobileri de var.Kahve sunumlarıyla çok ilgili olduğunuzu görüyoruz. “sunum_u_sahane” adlı bir Instagram hesabınız var. Bu merak nerden geldi? Spor dışında nelerle ilgileniyorsunuz?: “İnsanları ağırlamayı, güzel misafir etmeyi seviyorum. Çanakkale deplasmanına giderken resimlerini atıyordum kızlara. Sonra Instagram hesabı açayım herkes görsün dedik ve ismini bulduk. Sevdiğim için yapıyorum. Sadece birini misafir ederken değil, kendim de öyle sunumlarla içmeyi seviyorum. Dekorasyona da ilgim var. Bunlar benim için kafamı dağıtan güzel hobiler.”

Sık sık kızkardeşiyle gördüğümüz tecrübeli libero, ailesiyle ve eşiyle ilgili çok şanslı olduğunu şu sözlerle anlattı: “Aile desteği çok önemli. Sporla eğitimi birlikte götürmek zor. Ben üniversite mezunuyum. Benim ailem bana hiçbir zaman sporu bırakacaksın demedi. Bana “Oynamak istiyorsan tabi ki oyna. Ama hayatında bazı fedakarlıklar yapmak zorundasın. Derslerinin iyi olmasını istiyoruz.” dediler. Ben de onları hiç üzmedim. Arkadaşlarım sokakta gezerken veya alışverişe giderken ben ders çalıştım ya da antrenman yaptım. Şu an bundan hiç pişman değilim. Hem profesyonel anlamda çok sevdiğim bir işi yapıyorum, hem de üniversite mezunuyum. Ailemin inanılmaz desteği oldu. Maç kaybettiğimde veya kazandığımda onların varlığını hissetmek çok önemli. Çok şanslıydım ki her an yanımda olan bir eşim ve ailem var.”

“Esra benim 13 yıldır hem oda arkadaşım hem de çok yakın arkadaşım. Her zaman beraberdik. Ama profesyonel hayat. Umarım o da Bursa’da çok mutlu olur. Çok başarılı ve sakatlıksız bir sezon geçirir. Gönüllerimiz hep bir.”

Esra Gümüş Kırıcı ile Gülden Kuzubaşıoğlu’nun arkadaşlıkları tüm voleybol camiaasınca bilinir. Ama onlar 13 sene sonra ilk defa ayrılacak.Bu nasıl hissettiriyor?: “Benim için çok zor olacak. Çünkü 13 yıldır hem oda arkadaşım hem çok yakın arkadaşım. Her zaman beraberdik. Ama profesyonel hayat. Umarım o da Bursa’da çok mutlu olur. Çok başarılı ve sakatlıksız bir sezon geçirir. Gönüllerimiz hep bir. Gönül beraber oynamak isterdi ama maalesef bu sene rakip takımda olacak.”

Manevi açıdan sporun katkılarını öğrenmek istedik. “Bizim yerimizde olmak isteyen binlerce sporcu var. Onların bize olan sevgisi ve ilgisi göz ardı edilemez. O yüzden de kendimi çok şanslı hissediyorum. Birçok insanla tanışmamıza neden oluyor. Birçok ülkeyi görüyoruz. çok güzel duygular yaşıyoruz milli takımda, kulüp bazında Avrupa maçlarında. Sporun manevi açıdan da bize kattığı çok şey var.”

Maç içinde olsun maç dışında olsun Nesli ile Maja ile atışmalarınızı görüyoruz. Bu takım içindeki pozitifliği gösteriyor. Siz neler düşünüyorsunuz?: “Takım olmak çok önemli. Çok iyi yabancılarla çok iyi sporcularla takımı kurarsınız ama o takımda ruh yoksa başarı gelmez. İyi sporcuların olması demek başarı geleceği anlamına gelmiyor. Biz geçen sene o kimyayı yakaladık. Arkadaş olarak gerçekten çok güzel bir gruptu. Bunu da sahaya yansıttık. Stres işimizin büyük bir parçası. O espriler ve şakalaşmalar olmasa bunu kaldırmak çok zor. Özellikle Neslihan ve Maja espri yapmayı ve benimle uğraşmayı çok seviyorlar. Ben alıştım. İdare ediyoruz onlarla.”

“Totem” voleybol camiasında çok duyulan bir kelime. Siz totemlerinizde nasıl bir rutin izliyorsunuz?: “Maç kazanıyorsak aynı formayı giyeriz. Şahsi bir totemim yok. Sadece her iki takım açısından da sakatlık olmasın diye dua ederek çıkarım maçlara. Maçı kazanırsak aynı tarafta başlayalım. Bunun gibi totemler oluyor.”

“Zürih maçını unutamıyorum. 10-3 gerideyiz herkes ağlamaklı oldu nasıl gidiyor diye düşünüyorduk. Çok zordu ve zaten bitince stresten herkes ağladı.”

Maç içinde işler kötü gittiğinde takım olarak neler yaptıklarını sorduğumuzsa ise bunu öğrenmek için çok da uzağa gitmememiz gerektiğini görüyoruz: “Zürih maçını unutamıyorum. 10-3 gerideyiz herkes ağlamaklı oldu nasıl gidiyor diye düşünüyorduk. Çok zordu ve zaten bitince stresten herkes ağladı. Stres işin içine girince çok basit hareketleri bile yapamıyorsun ama geri dönüşümüzle orda nasıl bir takım olduğumuzu gösterdik ve Avrupa Şampiyonu olacağımızın sinyallerini vermiş olduk.”

“Biz liberolar olarak, yaptığımız bir servis karşılama ve defans var. Onlarda da hata yaptık mı iyi olmak için başka şansımız yok. Riskli de olsa işimi çok seviyorum.”

Libero pozisyonundasınız. Liberolar, smaçörlere göre daha geri planda kalıyor. Liberolar oyunu başlatıyor ama smaçörlerin isimleri duyuluyor. Siz libero olmayı istiyor muydunuz? Başka bir pozisyonda oynasınız bu ne olurdu? sorumuzda ise liberonun ne kadar önemli olduğunu açıklayan bir cevap alıyoruz: “Başka bir pozisyonda oynamak istemezdim. Şu anki mevkimden çok memnunum. İşimi çok seviyorum. Evet, biz sayı almıyoruz ama; sporu bilenler özellikle voleybolu bilenler liberonun ne önemli olduğunun farkındadırlar. Bizim şöyle bir dezavantajımız var. Smaçör o maç iyi gününde olmasa bile blok tutarak veya servis atarak sayı alabilir. Ama biz liberolar olarak, yaptığımız bir servis karşılama ve defans var. Onlarda da hata yaptık mı iyi olmak için başka şansımız yok. Riskli de olsa işimi çok seviyorum.”

Eczacıbaşı’da Buse Kayacan,Dilara Bağcı gibi genç liberolara tecrübe kazandırmasına rağmen kendisinin bu şansa sahip olamadığını öğreniyoruz: “Hepsini çok seviyorum çok saygılılar. Geleceğimiz onlar bizim. Antrenmanda iyi çalışıyorlar ben de önemli maçlarda zor anlarda girdiklerinde direkt hata yapmamalarını öneriyorum. Karakterlerine göre motive ediyorum. Umarım iyi kulüplerde kariyerlerini sürdürebilirler. Kendim direkt ilk altıda başladığım için öyle bir şansım olmadı maalesef.”

Avrupa’da görmediğiniz deplasman kalmadı. Keşke her maçımı şu taraftarın önünde oynasam dediğiniz bir takım oldu mu?: “Polonya’da voleybol ilk planda olduğu için sahaya çıkmak hem heyecanlı hem stresli. Seyircileri çok bilinçli. Nasıl tepki verileceğini ve takımın enerjisini yükseltmeyi iyi biliyorlar. Orada olmayı seviyorum.”

“Ankara, büyük turnuvaların şehridir.”

Uğurlu şehir olarak Ankara kabul ediliyor son yıllarda, o tüm “uğurlu gün”lerde salonda olan Gülden Kuzubaşıoğlu’na bunun sebebini sorduk: “Polonya’nın ilgisine benziyor bu. Milli maçlarda tribün hep dolar. 2003’te salon tamamıyla doluydu. Üstelik yüzlerce insan da dışarıda bekliyordu. Milli takımı hiç yalnız bırakmıyorlar. Bu yüzden Ankara, büyük turnuvaların şehridir. Bütün milli voleybolcular bu yüzden Ankara’da oynamak ister.”

Tigers taraftar grubunun performansının hem Gülden’i hem de Eczacıbaşı’nı olumlu yönde etkilediğine dair şüphemiz kalmadı: “Onlar bizim bir parçamız. Bizi hiç yalnız bırakmadılar. Hepsi çok üst düzey işlerde çalıştıkları halde yurt dışına bile geliyorlar. Oralarda bile kendi evimizde hissediyoruz. Bu ilgi hepimizi mutlu ediyor ve maçlarda iyi hissetmemizi sağlıyor.”

Yurtdışında oynamayı hiç düşünmüş müydü? Eğer oynasaydı durağı hangi takım,hangi ülke olurdu?: “Hiç yurtdışı hayalim olmadı. Çünkü burası çok iyi, çok kaliteli bir lig. Ama illa ki gitmem gerekirse Cannes derdim. Çünkü şehir çok güzel ve orada da bir aile atmosferi olduğunu düşünüyorum.”

“Kariyerli her sporcunun hayalidir olimpiyatlara gitmek ve bunun üstü yoktur. İlk giden ekipte olduğumuz için de çok sevindik ve ordaki her tecrübemiz unutulmazdı.”

Kariyerindeki en unutulmaz an ise kimse için sürpriz olmadı: “Olimpiyatlar. Çünkü kariyerli her sporcunun hayalidir olimpiyatlara gitmek ve bunun üstü yoktur. İlk giden ekipte olduğumuz için de çok sevindik ve ordaki her tecrübemiz unutulmazdı. Kulüp bazında da Avrupa Şampiyonluğum yoktu. Üstüne en iyi libero seçilmem de ayrı bir mutluluk kaynağı oldu benim için.”

Voleybola başlayan genç kızlarımızın sayısının yükselmesi de, Gülden için en özel anların başında geliyor: “İstatistikler yapılmış. Lisanslı bayan voleybolcuların sayısı 2003’te bin ise, şimdi 100 binlere ulaşmış. Onlara örnek olup voleybolu sevdirmek mutluluk verici.”

Dünya karmasında kimler olurdu merak ediyoruz. İki kişi hariç bütün takım, Avrupa ve Dünya Şampiyonu Eczacıbaşı’ndan oluşuyor: “Libero Gülden, Larson, De La Cruz, Neslihan, Lo Bianco, Maja, Eda. Dünya Şampiyonu olduk. Demek ki en iyi takım bizde. Bu takımın başına bir koç koymam gerekseydi de bu kişi Marco Motta olurdu.”

Avrupa Şampiyonası’na hazırlanan milli takımımız için de umut dolu yanıtlar alıyoruz tecrübeli isimden: “Sezon çok uzun ve çok yorucuydu. Orayı bitirip, direkt milli takıma gitmek zor. Sabırlı olmak lazım. Şu an Avrupa Şampiyonası’na kenetlendiklerini düşünüyorum ve eminim başaracaklar. Türk voleybolu iyi bir nesil yakaladı ve çok iyi yerlere geleceğine inanıyorum.”

Bu sene aktif voleybol hayatının son sezonu.Kariyeri bittiğinde neler yapmak istediğini sorduğumuzda, aldığımız cevap asıl maceranın jübile sonrası başlayacağını gösteriyordu: “Çok ileriye dönük planlar yapmıyorum. Öyle yaparsam olmayacak gibi hissediyorum. Bu sene son sezonum. Çünkü anne olmak istiyorum. Daha sonra nasıl bir şeyler yapacağımı bilmiyorum. Her şeyi zaman gösterecek.”

Tandemdergi.com
Röportaj: Aslı İleri, Can Doğan, Barış İnce
Fotoğraf: Gökhan Deniz
Video: Erman Öner


Haberi Paylaş

Comments are closed.