“Voleybol ve müzik benim altın bileziğim”

Yeni neslin genç yıldızlarından Kamuran Öykü Keskin ile bir araya geldik. Voleybolun dışında müzik yaşantısı ile gündeme gelen genç oyuncu ile hedeflerini konuştuk. Okul, voleybol, müzik derken dolu dolu bir sohbet yaşadığımız Öykü Keskin’in hikâyesini kendisinden öğrenelim…

-Kendini tanıtır mısın bize?
17 Haziran 2000, Üsküdar doğumluyum. 7 yıldır VakıfBank Spor Kulübü’nde voleybol oynuyorum. Onun dışında hem müzikle ilgileniyorum hem de Ayazağa FMV Işık Lisesi’nde eğitimime devam ediyorum. Bu sene son sınıftayım. Bu sene hariç, altyapılarda tüm kategorilerde şampiyonalara katıldım.

-Voleybola nasıl başladın?
Spora ilk olarak yüzme ile başladım. Sonrasında yüzmeye devam etmenin zor olduğuna karar verdik. Sabahları erken saatte olan antrenmanlar, ardından okul çıkışı tekrar antrenman yapmak falan zor geçiyordu. O dönemde babam Türkiye Voleybol Federasyonu yönetim kurulu üyesiydi. Kendisi eski voleybolcudur aynı zamanda, 20 yıl Beşiktaş’ta oynamış, kaptanlığını da yapmış. Benimde voleybol oynamamı çok istiyordu. Böylece 10 yaşında VakıfBank’ın spor okulu ile voleybola başlamış oldum.

-Salon voleybolunun dışında kar voleybolu oynamaya başladım, biraz bahseder misin.
Bu senenin başında bir rahatsızlık geçirdim. Tam yeni sezon hazırlıkları yaptığım dönemde bir anda boğaz ağrısıyla hastaneye gitmek zorunda kaldım. Bu rahatsızlığımdan dolayı 4,5 ay elime top değmedi. Hatta koşmam bile yasaktı. Yeni toparlandım. Sonrasında yakın arkadaşım Aysu Ceylan, Kar Voleybolu turnuvasından bahsetti. Durumum son gün belli oldu ve zar zor kayıt yaptırdık. Aysu ile birlikte Türkiye ikincisi olduk.

-Nasıl geçti şampiyona, kar voleybolunu beğendin mi?
Daha önce ne plajda ne de kar voleybolunda oynamadım. Plaja göre soğukta oynamak bence daha zor. Kramponlara bile alışmak zaman alıyor. Ama çok güzel geçti şampiyona, inanılmaz keyif aldım. Artvin çok güzel bir ev sahipliği yaptı.
Şimdi 2-4 Mart tarihlerinde Uludağ’da Avrupa Voleybol Konfederasyonu’nun organizasyonu var. Aysu ile birlikte ona katılacağız. Sağlam rakipler var. Kalamış’taki plaj kortunda hazırlanmaya çalıştık.

-Plaj voleybolu oynamayı düşünüyor musun?
Kesinlikle evet. Herkes çok daha eğlenceli olduğunu söylüyor. Partnerle oynamanın ne kadar güzel olduğunu da görmüş oldum. Bu yaz oynamak istiyorum.

-Voleybol dışında müzikle ilgileniyorsun. Birçok başarılar da kazandın. Bu serüveni anlatır mısın?
Birinci sınıfta başladım şarkı söylemeye, hatta müzik hocam keşfetti diyebilirim. Beşinci sınıfta Atatürk’ün Selanik’teki evinde ölüm yıl dönümü dolayısıyla Oratoryo vardı. Tek solo okuyan bendim, benim içinse bir ilk oldu. TRT’den yayınlandığı için tüm Türkiye izledi.

8.sınıfta ise Macaristan’da düzenlenen bir yarışmada Türkiye’yi temsilen FMV Işık Lisesi Okul Korosu olarak Dünya ikincisi olduk. Aynı zamanda solo olarak da başarı ödülü aldım.

10.sınıfta ise ‘O Ses Türkiye’ yarışmasına katılmaya karar verdim. 16 yaşındaydım. Ayazağa’daki Eczacıbaşı maçından dönüyorduk, ailemle yarışmanın düzenlendiği yerin önünden geçerken hadi baş vuralım dedik. Beni dinlediler, ardından babamla ilgili konu geçti ve ondan da söylemesini rica ettiler. O da kırmadı, renk katarım diye düşündü ve yarışmaya katıldı. Çok geç katıldığımız için kimsenin dönmesini beklemiyorduk, ikimizi de Hadise takımına aldı, sürpriz oldu bize. Yarışmada birkaç etap ilerledim, düellolarda elendim. Sonrasında ise Hadise’nin vokal koçu Banu Kunt Işık ile orkestra şefi Tarık Sezer yanımıza geldi ve Tarık Sezer Akademisi’nde bana eğitim vermeyi teklif ettiler. Ben de kabul ettim.

B

-Müziğe hayranlık babandan mı geçti sana?
Aslında ben 4.nesilim. Babannemin annesinden sırayla babama, sonrasında da bana geçti bu sevgi. Hepsinin sesi çok güzelmiş ve şarkı söylüyorlarmış. Babam da Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde Türk Sanat Müziği söyler. Asıl işi farklıdır ama müzik onun için çok sevdiği bir hobidir.

-Peki Tarık Sezer Akademisi’nde çalışmalara başladıktan sonra yakın zamanda bir single çıkardın.
Evet şarkımın adı Çilek. Aslında otuzun üzerinde söz ve bestesi bana ait şarkım var. Bunların içerisinden bir şarkıyı seçmek zorunda kaldım. Çilek’le başladık.

Annem ve babam bir kumar oynadılar. Şöyle ki; bilindik bir şarkı değil de söz ve bestesi bana ait olan bir parça ile başladık. Daha çok yeni bir yüz olduğum için şarkının bir anda patlamasını beklemiyorduk. Yaşım da çok küçük olduğu için PR şirketleri ile anlaşma yapmadık. Çok uzun süreli çalışmak istiyorlar çünkü. O nedenle her şeyi babam üstlendi.

Her aşamada profesyonel bir ekiple çalıştım. Yapımcım Tarık Sezer, vokal koçum Banu Kunt Işık, Halil İbrahim Işık da aranjörüm. Tarık Sezer orkestrası eşliğinde gerçekleşti. Fotoğraf çekimimi Cem Talu, makyajımı Hamiyet Hakpınar yaptı. Yani başıma gelebilecek en iyi ekiple çalıştım.

-Müzik aleti çalıyor musun?
Birinci sınıftan beri piyano çalıyorum. Bir ara flütte çaldım. Beste yapmayı sevdiğim için piyano ve klavye ile çalışmalar yapıyorum.

-Eğitim hayatınla ilgili hedeflerin nedir?
Öncelikle Türkiye’de iyi bir üniversiteyi burslu kazanmak hedefim. İnsanlarla iletişimi çok sevdiğim için medya okumak istiyorum. Bir yıl sonrasında ise Amerika’daki bazı okullar var kafamda. Akademik başarım iyi olduğu için, müzik ve voleybolla birlikte, 3 özellikle katılmayı düşünüyorum. Yurtdışındaki okullar için sosyal sorumluluk projeleri de önemli. Bu konuda da çok severek birçok projenin içerisinde yer aldım. Hepsinin ayrı bir değeri var benim için.

-Okul, voleybol, müzik derken bunlarla ilgilenecek zamanı nereden buluyorsun?
Severek yapmazsan çok zor. Okulla kulüp arasında birçok sıkıntı yaşıyorsunuz. Mesela kulüple maça gideceksin, mutlaka valilikten yazı alman gerekiyor. Ama hiç pişman değilim, benim için hepsi altın bilezik oldu. Onlar sayesinde şuan hedeflediğim okul için çalışmalar yapıyorum.

Tabi bunları yaparken en önemli avantajım hepsine birinci sınıfta başlamak oldu. Böylece hepsini bir arada yürütmeye alışıyorsunuz. Aksi olsaydı başaramazdım sanırım.

-Ailenin desteği senin için çok önemli olmalı?
Her konuda çok destek oluyorlar. Özellikle müzik konusunda maddi, manevi çok büyük destek oldular bana. Onların bu fedakârlıklarını unutamam. İkisini de çok seviyorum.

-Dinlenmeye vaktin kalıyor mu?
Hiç kalmıyor maalesef. Bazen yatağımı çok özlüyorum 🙂 Arabada bile uyuya kalıyorum 🙂

-Voleybola devam edecek misin?
Spor hayatımı disipline ediyor, o nedenle vaz geçmem mümkün değil. Eğitim için yurtdışına gidersem zaten okul takımında da oynamam gerekiyor. Bildiğiniz gibi Amerika’da üniversite takımları çok iyi takımlardan oluşuyor. Üniversite hayatım bittikten sonrasında ne yapacağıma henüz karar vermedim.


Haberi Paylaş