Geleceğin yıldızı…

Alt yapıda gösterdiği başarılı performanslarla bir çok takımın transfer gündeminde olan geleceğin yıldızı Melisa Kerman ile yaptığımız röportaj sizlerle…

-Kendinizden bahsedebilir misiniz?
1994 İzmir doğumluyum ve 1.90 boyundayım. Sporcu bir ailenin çocuğuyum. Annem, Tekstil Mühendisi, uzun yıllar voleybol oynamış fakat ben dünyaya geldikten kısa bir süre sonra voleybolu bırakmış. Babam, İnşaat Mühendisi, uzun yıllar hentbol oynamış. Sporcu bir aileden gelince tabi ki sizde ister istemez kendinizi sporun içinde buluyorsunuz. Küçükken annemin maçlarına gidermişim. Ben pek hatırlamasam bile annemin gazete haberlerinde kucağında görüntülenmiş bir sürü kareler bulunuyor.

-Voleybola nasıl başladınız?
Voleybola Karşıyaka Spor Kulübünde 11 yaşında başladım. Salona ilk girdiğimde bütün gözlerin bana çevrildiğini hatırlıyorum buna alışıktım çünkü hayatım boyunca yaşıtlarımdan hep bir kafa uzundum. Onlar için çok anormal duran bu olaya ben çoktan alışmıştım. Yaşıtlarımla birlikte katılacağım bu antrenmana bir kez katıldıktan sonra minik takıma çıktım. Daha 8 aydır voleybol oynuyorken 92 doğumlular ile deplasmana gittim. Ardından 90 doğumlular ile yıldız deplasmanına gittim. Bir sonraki sene minik takım kaptanı oldum. Minik, yıldız ve genç İzmir birincilikleri ile dolu fakat Türkiye çapında en büyük başarıyı 90lıların genç senesinde Türkiye 3.lüğü ile aldık. 14 yaşındayken Karşıyaka’nın A takımına çıkmayı başardım. Sonra Yıldız Milli takımının altyapısını oluşturduğu, 2. Lig’te mücadele eden Federasyon’un kurduğu takıma transfer oldum. Burada geçirdiğim iki güzel senenin ardından Vakıfbank Türk Telekom’a geldim.

-Voleybol ve okul bir arada zor olmuyor mu?
Tabiî ki de zor oluyor, hem de çok zor. Çalışmanız gereken sınavınız, hazırlanmanız gereken bir antrenmanınız/maçınız varken evde geçirdiğiniz zaman zarfında dinlenme fırsatınız çok az oluyor. Bu yoğun tempoya zaman içinde alışıyorsunuz. Hatta hiç abartmıyorum antrenmansız bir gününüz olduğunda kendinizi boşlukta hissediyorsunuz.:) spor yapmayan arkadaşlarımla konuştuğumda buna nasıl katlandığımı soruyorlar. Severek yapılan her şeye katlanılır diyorum:)

-Milli takım formasını kaç defa giydiniz? Ve unutamadığınız maç yada bir olayı bizimle paylaşır mısın?
Milli takım formasını 5 defa giydim. Balkan Şampiyonasına gitmiştik Karadağ’a 2.lik ile sonuçlanan bir turnuvaydı. Unutamayacağım çok anım var aslında. Deplasmanda yaşadıklarımı bir kenara koyarsak, milli takım kampındayken genç milliler ile yaptığımız hazırlık maçını hiç unutmayacağım. O hazırlık maçından önceki maçta Mehmet Bedestenlioğlu bizimle bir konuşma yapmıştı. Kötü oynadığımızı dile getirdikten sonra savaşmadan kafa-göz yarmadan bir yere gelemeyeceğimizi söylemişti. Ertesi maçta bizi izlemeden geri dönmüştü. İşte o maçta Ecem libero oynamıştı ben de bir numarada defans yapıyordum. Karşı takımın pasörü bir top atmıştı tam ortaya doğru. İkimizin topu olduğu kesindi ve gerçektende ikimizde o topa atlamıştık tek hatırladığım şey havada çarpıştığımız. Oyun durdu neler oluyor diye bakmaya kalktığımda gözümün acıdığını hissediyordum. Ecem’e baktım suratı kan içinde ilk işim gözümün ne halde olduğunu kontrol etmekti. Elimdeki kanı görünce bayılacak gibi oldum ama meğer o kan Ecem’İn kafasından geliyormuş. Hemen hastaneye gittik. Ecemin kanayan yerini kapatıp bize buz verip gönderdiler. Tam her şey yolundayken Ecem’in kafasına buz yapıştı ve çekmesiyle birlikte yine kanamaya başladı tekrardan gittik yeniden düzelttiler ve bizi gönderdiler. Arabaya bindiğimizde Ataman abi Mehmet abi ile konuşmak ister misiniz diye sordu. Buna hayır demedik ve hemen Mehmet abiyi aradık. Mehmet abi benimle konuşmak istediğini söylediğinde ona ilk söylediğim söz “biz kafamızı gözümüzü yardık tıpkı senin istediğin gibi savaşarak kafamızı patlattık gözümüzü morarttık” demek oldu. Telefondan gelen ses ‘aferin size, tebrik ederim’… 

-Sizce alt yapılara yeterince önem veriliyor mu?
Bence altyapıya önem veriliyor fakat o kadar çok değil. Özellikle sponsorların yaptığı yatırımlardan sonra genelde transfer yapmayı tercih ediyor büyük kulüpler. Bu yüzden de büyük kulüplerde evet altyapılar iyi hatta mükemmel olsa da A takıma çıkma fırsatı biraz zor bulunuyor. Gerçi 2+1 ile altyapı oyuncuları daha değerli oldu fakat yine de büyük kulüplere bakarsanız her şekilde 16 kişilik kadrolarında en az 4-5 yabancı oyuncu bulunduruyorlar. Bu da altyapı oyuncusunun kadroya girmesini engelliyor.


-Giydiğiniz forma numaranızın bir anlamı var mı?

12 numara giyiyorum. Benim için çok anlamı var. İlk forma numaram 10’du. Antrenmana geç gittiğim bir gün (daha sezonun başları) ilk antrenörüm Alper Hamurcu, takımı etrafına toplamış konuşuyorken salona girdim. Formaları dağıtıyordu. Ben 10 numarayı almak için çırpınırken bana 10 numarayı vermedi. Herkesin elinde istediği forma vardı bir tek benim elimde forma yoktu. En son bana verdi formayı 12 numara. Ben çok şaşırmıştım çünkü bu formanın altında kaptan işareti vardı. Alper abiye dönüp abi bunun altında kaptan işareti var ben 10 numarayı istiyorum dedim. Alper abi de Melisa sen kaptansın o yüzden 12 numara giyeceksin demişti. Kaptan olduğum için seviniyorken 10 numara olamadığım için üzülüyordum ve böylelikle hayatıma 12 yaşındayken 12 numara girmiş oldu. Bir diğer anlamı ise benim okuduğum ortaokulda kız basketbol takımı vardı. Ben oynamak istemiyordum fakat boyumun avantajını kullanmak isteyen hocamız, Tolga Bakioğlu, beni basketbol takımına aldı. Böylelikle 2 sene boyunca basketbol oynadım okul takımında bana forma numarası seçme şansı vermeden 12 numarayı vermişti. Sebebini sorduğumda kendisinin 12 numara giydiğini ve 12 numara ile çok büyük başarılar elde ettiğini söylemişti. O günden beri de hayatımda 12’nin yeri hep ayrıdır.

-Voleybol dışında neler yapıyorsunuz?
Voleybol dışında şuan üniversiteye hazırlanıyorum. Vakit buldukça arkadaşlarımla buluşuyorum. İstanbul benim için yeni bir şehir ve daha gezecek fırsatım olmadı. Belli başlı yerler dışında bildiğim yerler sınırlı. Umarım İstanbul’daki maçların bittiği zaman gezme fırsatım olacak. O zaman İstanbul’un tadına varacağım.

-Ailenizin voleybola veya spora bakış açısı nasıldır?
Sporcu bir ailenin, hele ki ailenin bir bireyi voleybol ile uğraşmış ise, bakış açısının nasıl olduğunu sizde az çok tahmin edebiliyorsunuzdur. Aile içi konuşmalarda benzerlikler farklılıklar konuşulur annemle aramda. Genelde boynuz kulağı geçer derler annemi kızdırmak için ama en çok babamın bir sözü vardır onu çok severim “Ben eskiden Leyla’nın eşi olarak kendimi tanıtırken, artık Melisa’nın babası olarak tanıtıyorum”.
Voleybol konusunda babam da annem de benim çok büyük destekçim.  Benim kararlarıma saygı duyuyorlar. Beni yanlış yaptığım zaman uyarıyorlar bana yol gösteriyorlar. Onlara çok teşekkür ediyorum.

-Beni kırmayıp röportajı geri çevirmedin.  İnsanların seni tanıması için güzel bir söyleşinin olduğunu düşünüyorum. Son olarak söylemek istediğin başka bir şey var mı?
Ben de size çok teşekkür ederim. Öncelikle benim yetişmemde emeği olan ilk antrenörlerim Alper Hamurcu, İsmail Yengil, Kaan İncekara, Cihan Çintay ve beni Karşıyaka’dan sonra TVF’ye giderken yalnız bırakmayan Onur Çarıkçı’ya, TVF’de abiden çok babamız gibi saydığımız Mehmet Bedetenlioğlu’na, daha sonra gelen Marco Motta, Alper Erdoğuş’a ve son olarak da İsmail Şahin Hocama çok çok çok teşekkür ederim. Üzerimdeki emekleri çok büyük. Sizlere de teşekkür etmek istiyorum web sitenizde bize yer ayırdığınız için…

Röportaj : Recep Ekin


Haberi Paylaş